Kayıtlar

2005 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dayanamayacağım, Açıklıyorum: Ocak'ta Küba'dayım :-)

İşte bu kadar tutabildim kendimi. Cümle alem duysun beni, ben Küba'ya gidiyorum Ocak'ta, heyy! En az 3-4 yıldır, "Bu yıl ya Küba'ya gidicem, ya da Nepal'e. İkisinden birine gitmem şart!" derim. Derim de ne olur? Hiç! Ama işte nihayet!

Bir kız arkadaşla gideceğiz. Karıncaların turuyla, 8-16 Ocak. Çok korktum bir aksilik çıkar diye. Neyse ki şimdilik bir aksilik görünmüyor.

Hazırlıklara başladım. Ferhan Şensoy'un Şans Kapıyı Kırınca filmini seyrettim. Gene Ferhan Şensoy'un Hacı Komünist kitabını aldım. Bu kitabı almaya çalışırken eskilerden tanıdığım Evren Madran'ın Küba Sokakları kitabını buldum, onu da aldım. Ama itiraf edeyim ki henüz kapaklarını açamadım. Elimde Metal Fırtına kitabı var. Amerika, Türkiye'ye savaş açtı kitapta, bu nedenle kitabı elimden bırakmam mümkün değil. Neyse...

Yakında Küba turuna gidenler tanışma partisi, dia gösterimi vb. olacak. Sabırsızlıkla onları bekliyorum...

Tatilin 2. Taksiti -- Bisiklet Şehri Berlin

Resim
İlk gördüğümde de sevdim Berlin'i, her gittiğimde de seviyorum. Berlin ormanın içine kurulmuş bir şehir. Her yer ağaç, sokak araları parklarla dolu. Ve sonbahar Berlin'e çok yakışmış. Yerler dökülen yapraklarla kaplıydı, ağaçlar ise sarı, yeşil ve kırmızı...

Bayramda Berlin'deydim velhasılı. Check Point Charlie müzesine gittim. Duvar yıkılmadan önce doğudan batıya geçmeye çalışan insanların maceraları, o zamanların atmosferi üzerine bir müze. (Bilgi için: Giriş 9.50€) Ama şimdi bunu anlatasım yok. Çünkü hemen müzeden çıkışta ne zamandır yapmak istediğim şeyi yaptım: Bisiklet kiraladım.

Bir dükkandan değil. Sokaklara bırakılmış duran bisikletler.. Elbette bir şirkete aitler. Telefon ediyorsun, üye oluyorsun. Sonunda kredi kartından kesiyorlar ne tuttuysa. Pek ucuz değil ama bisikletler çok güzel. Ayrıca Berlin gerçek bir bisiklet şehri. Neredeyse hiç yokuş yok. Ova gibi. Yollarda ve kaldırımlarda genel olarak bisiklet yolları çizgilerle ayrılmış, bazı merkezlerde bisikletler …

Tatilin 1. Taksiti

Resim
Yazdığım gibi İzmir'deydim, yazlıkta. Oradan da bir yere kıpırdamadım. Uyudum, yedim, yürüdüm, yıkanmadım, saçımı taramadım ve dişimi fırçalamadım :-)

Hava yer yer soğuk ve rüzgarlıydı, yer yerse insanın kendisini mavi sulara bırakmasını istetecek kadar ışıltılı ve güneşli. Merak etmeyin, denize sadece dizlerime kadar girebildim. Seyirci kitleme hayal kırıklığı (adrenalin bakımından) ve zafer sarhoşluğu (umdukları buydu) yaşattım.

Ee malum gündeme damgasını vuran konulardan biri de depremdi. Gittiğim ilk akşam ve döneceğim sabah beni uykumdamdan uyandırarak beni de gündemin içine dahil etti.

Mevsim sonbahardı fakat hala güzel çiçekler (son demleriydi) ve ağaçlarda meyveler vardı. Hit meyveler nar, mandalina ve ayva idi. Ama elbetteki nar baskın çıktı. Bizim bahçemizdeki bu yıl ilk ürününü veren nar ağacı ne yazıkki sadece bir nar vermişti. Sevgili annem ve babam onu benim için bekletmişler, dalından koparmak şerefi bana nail oldu. Bir narı üç kişi paylaştık. Hayatımda yediğim en güze…

İlk turnuva maçı!

Malum arada bir yazıyorum tenise başladım diye. Bugün ilk kez bir tenis turnuvasına katıldım. İlk maçım son maçım oldu. Acemilerin maçını seyretmek de sıkıcı olmalı gerçekten. Servisi atmak zor, atanı karşılamak zor, karşılayanı karşılamak da zor! He he :-) Ee haliyle böyle düşünüp oynanan maçı seyretmek de zor. Gene de tenise devam :-)

Nepal gene yattı!

Gene olmadı! Gene bir Hindistan-Nepal turuna katılmayı başaramadım. Tek başıma da gitmek istemiyorum. Bayram tatili planım yarı İzmir-yarı Berlin şeklinde değişti. Ama hala tatile 1 ay var ve ben gene yeni bir plan yapabilirim.

Bayram tatili yaklaşıyor...

Malum Kasım başı bayram tatili var. Ben de kurtlanmaya başladım. Bir hafta - 10 günlük tatile gidebilirim. Sevgilimin işi varmış, gelemeyecekmiş. Hem cazip bir yer - tur bulmalıyım, hem de bir tur arkadaşı. Elbetteki aklımda bir takım turlar var: Hindistan - Nepal, Peru, Endonezya. Küba'da aklımda ama Ocak tatiline sakladım. Heyecanla bayram turlarının ilanlarının yayınlanmasını bekliyorum.

Kaz Dağları'na yakın Kocadağ Evi

Resim
Kocadağ Evi'ne 29 Ekim tatilinde gittik, 3 geceliğine. 3 odalı küçük bir köy evi. Kaz Dağı tesisleri arasında geçiyor ama aslında Madra Dağı'na sırtını dayamış, Kocadağ Köyü'nün üstünde. Ev sahibi Mustafa Bey, mümkün olduğunca evi gruplara vermek istiyor. Çünkü ev, gerçekten de bir pansiyondan çok bir ev. Üst katta iki oda ve ortak tuvalet var. Alt katta da bir oda ve tuvalet. Ev çok temiz, ev sahibi çok titiz, sıcak su sorunu yok. Yemek hazırlarken mutlaka eldivenlerini ve bembeyaz önlüklerini giyerek servis yapıyorlar.

Kocadağ Köyü küçük, güzel, ağaçlar içinde bir köy. Bol oksijenli, çam kokuları içinde keyifli yürüyüşler yapmak mümkün. İsterseniz Mustafa Bey de size rehberlik ediyor. Her gece barbekü, isterseniz şömine ateşi. Mustafa Bey'in bir de yardımcısı var: Gül, Türkmen kızı. Geleneksel üç etek kıyafetini (En alta şalvar, üstüne entari onun üstüne cepken ve en üste de önlük) giymemiz için bize izin verdi sağolsun.

Köy Balıkesir'in Havran ilçesine bağlı. Cu…

Kaleköy'de balıklarla yüzdüm :-)

Resim
3 geceliğine gittik Kaleköy'e. İstanbul'dan Dalaman'a uçakla, oradan İzmir'den yola çıkan arkadaşlarımız karşıladı bizi. Yaklaşık 185 km. sonra Üçağız'a (Kekova) vardık. Oradan küçük bir tekne kiralayarak Kaleköy'de (Simena) kaldığımız Kale Pansiyon'a ulaştık. Karadan da ulaşım varmış ama sanırım pek kullanılmıyor.

Simena bir Likya kenti. MÖ. 2 yy.da depremle yıkıldığı sanılıyor. Fakat sonrasında da hayat devam etmiş. Bir Rum kasabası imiş. Müdale ile buraya Girit'ten gelenler yerleştirilmiş. Tarih heryerde. Denizde yüzerken karşınıza bir lahit çıkabiliyor. Denizin içinden çıkan merdivenler suyun üstünde eski harebelere varabiliyor.

Günübirlik turcuların uğrak yeri Simena. Bazen çok fazla tekne oluyor denizde. Ama Eylül sezon sonu olduğu için çok rahatsız edici boyutlara gelmedi. Tekneler bence denizi kirletiyor biraz ama denizi gene de çok güzel. Bol balık var. Yanımızda şnorkerlerimiz de vardı. Balıkları ve harabeleri seyrederek uzun uzun yüzdük. Bir s…

Selanik İzmir'den güzel çıktı!

Resim
İstanbul'dan cumartesi arabamızla yola çıktık 4 kişi, bir de altı yaşında bir çocuk. İş için gidecekti sevgilim, yapıştım paçasına bırakmadım. İlla ben de gelicem sana dokunmam diye tutturdum. Alelacele oldu. Hiç bir araştırma yapmadan çıkmışız yola. Elimizde sadece Otoyolcular Derneği'nin bir kitapçığı ve Selanik'te gezilecek birkaç yer adı.

Kitapçık ,zekamızı da kullanarak yolumuzu bulmamızı sağladı. Yol boyunca verdiğimiz tüm molalarımızda Türkçe konuşarak işimizi halledebildik.

Ctesi vardığımızda yorgunduk. Yol molalarla yaklaşık 8-9 saat civarında sürdü. Vardığımızda geç olmuştu gene de şehri turladık. Çok beğendim Selank'i. İzmir'in (artık geçmişte kalmış olan) Kordon'u gibi Kordon'u var. Deniz güzel. Sokaklar çok kalabalık. İzmir'de apartmanlar hep balkonludur. Övünürüz balkonlarımızla. Ama Selanik'teki balkonlar daha büyük. Barlar, restoranlar hem daha büyük hem daha nezih. Şehir Avrupalı. İnsanlar rahat, kızlar mini mini eteklerini giyiyor,…

Şile gene güzeldi!

Haftasonu Şile'deydim. Gene güzeldi. Evet kalabalıktı. Ama ben sırrı buldum. Mendirekten girince denizdeki kalabalığın %90'ı sahil kısmında kalıyor. Dubaların hemen biraz açığından yüzmek pek keyifli. Karadeniz'in tuz oranı beni şaşırtıyor. Ege'den Akdeniz'den sonra tatlı su gibi geliyor. Haftasonu'da deniz harikaydı doğrusu. Durgun, berrak bir deniz. Su hafif serindi ama rahatsız edecek kadar değil. Yanımda arkadaşım da vardı :-) Şile'deki evin manzarası inanılmaz. Şu siteye resim koymayı başardığım zaman bir de Şile manzarası eklemek isterim.

Daha önce yazdım mı bilmiyorum. Tenise başladık Aynur'la. 6 ders geride kaldı. Ben şaşkın ilk 3 ders gözlüksüz çıkma hatası yaptı. Topları bol bol ıskaladıkça moralim bozuldu, kasıldım kaldım. Ama artık iyiye gidiyor. Tenis beni mutlu ediyor :-)

Hastalık, yaşlılık, ölüm!

Resim
2-3 haftadır çevremde bir hastalık halidir gidiyor. Önce babamın kalbinde, sonra da sevgilimin annesinin dolaşımında sorun çıktı. Sanırım artık hepsini atlatmak üzereyiz. Ama yorulduk. Uzun süredir doğru düzgün evimizde kalamadık. Dağıldık.

Ama bitmek üzere.. Yaşlılar ve hastalıkları gerçekten üzücü. Çok garip, yaşlı olduları için normal-beklenen hastalıklar ama gene de kondurmak istemiyorsun. Hayatın doğası deyip kabul ettiğini sanıyorsun, başa gelince öyle olmadığını, kabul edemediğini görüyorsun. Dahası onlar da yaşlandıklarını daha çok görüyorlar, kendilerini ölüme daha yakın hissediyorlar ve daha çok korkuyorlar. Hayat-yaşam-doğum-ölüm-yaşantım-ben-geleceğim... bunları daha çok akla getiriyorsun..

Bir şey olacağı yok. Bunları düşündüm de hayatım değişmedi, pek de değişeceğini sanmıyorum. Hastalıkları atlatıp yolumuza devam edeceğiz. Bir dahaki hastalıkta bunları tekrar hatırlayacağız. Yakınlarımızı, sevdiklerimizi kaybedeceğiz zamanla. Ve sonunda sıra bize de gelecek. Şu anda çok u…

Büyülü Şehir Amsterdam

Resim
Amsterdam'a Aralık soğuğunda gittim, gene de çok sevdim. Bu şehirde yaşayabilirim diye düşündüm. Kendimi Amsterdam'a yakın hissettim. Şehir merkezine çok yakın Rho Otel'de kaldık. Temiz, temel ihtiyaçları sağlayan, 3 yıldızlı, makul fiyatlı bir otel.
Bakımlı binalarıyla Amsterdam, pek çok Avrupa şehri gibi tarihi dokusunu korumuş bir şehir. Binalar çok güzel fakat asıl güzellik bunların sağlı sollu kanla boyunca yerleşmiş olması. Şehirde pek çok güzel kafe var. Ve en güzel kafeler gene kanala cephesi olanlar. Hele yazın bu kafelerin keyfini düşünemiyorum. Bu noktada Cafe de Jaren'ı kesinlikle tavsiye ediyorum.Amsterdam'ın bit pazarında markalı değişik kıyafetler bulmak mümkün. Fakat pek de ucuz olmadıklarını ekleyeyim.
Şehir gerçek bir bisiklet cenneti. Kışın bile insanlar bisiklete biniyor. Biz de geri kalmadık ve bisiklete bindik. Bisikletlerimizi Rho Otel'den kiraladık. En küçük bisiklet ile bana biraz büyük geldi. Hollanda halkının boy ortalaması çok yüksek…

Haftasonu İzmir

Resim
Cuma akşamüstü İstanbul'dan İzmir'e uçtum. Soluğu eski balık halinin yerine kurulan Konak Pier'de aldım. Ucu ucuna da olsa güneşin batışına yetiştim. Çok sevdim Konak Pier'i. Denizin üstünde ve ortamı da çok güzel. Tek sevdiğim alışveriş merkezi diyebilirim. Akşam yemeğimizi de burada açıkhavada yedik.
Ertesi sabah Karaburun'a gitmek üzere yola çıktık. Güzelbahçe tarafında harika bir kahvaltı yaptık. Elbette gene denize nazır.. Ballı kaymağın hem tadı hem de manzarası pek hoştu.
Yol arkadaşlarımın ikisi eski İzmirlilerdi; biri Girit, biri Boşnak göçmeni aileden. Bu civarlardaki köyleri, geçmişini biliyorlardı. Ben de İzmirliyim ama mesela Urla'ya mübadele zamanı Boşnak ve Arnavut göçmenlerinin yerleştirildiğini bilmiyordum.
Acelemiz yoktu, köylere girip çıktıp. Bazılarında oturup çay kahve içtik.
Köylerin hemen hepsi eski Rum köyleri. Hala taş binalar mevcut. Köyler genelde boş, gnçler hemen hemen yok. Ama köylüler güleryüzlü. Hepsi hoşgeldiniz diyor, gülümsüyorlar…

Güzel cuma!

Resim
Sade'nin kedileriyle başladım güne ve tabi Sade'yle. Güzeldi :-) Hava güzel, arkadaşım güzel, kediler pek bıcırık ve de bugün günlerden cuma!.. Tatile gidiyorum bugün. Sadece haftasonu için İzmir'e. Belki denize de girerim diye umuyorum.
Ama işte her cuma günü olduğu gibi zaman gitgide daha zor geçiyor ve uyku yavaş yavaş göz kapaklarımda ağırlığını hissettiriyor. Garip ama cuma akşamı benim minimum enerjili akşamım. Kendime güzel, sorunsuz, şeker pembesi bir haftasonu diliyorum..

Yazmaya devam...

Bugün yazın ilk günü :-) Ama hava ha yağdı ha yağacak!
Bir hayli uğraştıktan sonra 2. yazımı nereden yazabilieceğimi bulabildim.
Bu geçen süre içinde motorsiklet ehliyeti için sınavlara girdim. Sonuç başarılı. Ama açıkçası en başarılı değilim. Şu halimle trafiğe çıksam işim biter. Ama tatile çıktığımda artık korkmadan scooter kiralayabilirim. Roma'da kiralamak istemiştim. Ama düşünüyorum da şu halimle Roma'nın vızır vızır işleyen motor trafiğinde düşüp şaşmadan sürebilmem mümkün görünmüyor.

Merhaba

İşte ilk yazı! Var olan web siteme devam edemiyorum, Çünkü işyerinden FTP yapamıyorum. Eve gittikten sonra da PC'min karşısına geçesim yok.

Tatilden döndüm dün. 3 Günlük Antalya tatili idi. Güzeldi, dinlendim ama Şunu anladım ki herşey dahil tatiller, koca oteller bana göre değil. Yemeğimi oturup sakin sakin yemek istiyorum. İtiraf ediyorum beni en çok bu etkiledi :-) Aslında jet ski, paraşüt, havuz, masaj vb. hepsini elinin altında bulmak keyifli. Ama keyifli bir yemek benim için demek ki en önemlisi imiş..

Diğer yazılarımın olması dileğiyle :-)