21.6.05

Hastalık, yaşlılık, ölüm!

2-3 haftadır çevremde bir hastalık halidir gidiyor. Önce babamın kalbinde, sonra da sevgilimin annesinin dolaşımında sorun çıktı. Sanırım artık hepsini atlatmak üzereyiz. Ama yorulduk. Uzun süredir doğru düzgün evimizde kalamadık. Dağıldık.

Ama bitmek üzere.. Yaşlılar ve hastalıkları gerçekten üzücü. Çok garip, yaşlı olduları için normal-beklenen hastalıklar ama gene de kondurmak istemiyorsun. Hayatın doğası deyip kabul ettiğini sanıyorsun, başa gelince öyle olmadığını, kabul edemediğini görüyorsun. Dahası onlar da yaşlandıklarını daha çok görüyorlar, kendilerini ölüme daha yakın hissediyorlar ve daha çok korkuyorlar. Hayat-yaşam-doğum-ölüm-yaşantım-ben-geleceğim... bunları daha çok akla getiriyorsun..

Bir şey olacağı yok. Bunları düşündüm de hayatım değişmedi, pek de değişeceğini sanmıyorum. Hastalıkları atlatıp yolumuza devam edeceğiz. Bir dahaki hastalıkta bunları tekrar hatırlayacağız. Yakınlarımızı, sevdiklerimizi kaybedeceğiz zamanla. Ve sonunda sıra bize de gelecek. Şu anda çok uzak hissedilen ölüm... Umarım o günlerde kendimi bir şeyleri kaçırmış, geri kalmış, eksik kalmış hissetmem. Huzurla yattığım bir uykunun derinliğinde, yorgunluğunu hissettiğim keyifli bir günün sonunda ve güzel bir rüyanın sonunda dudaklarımda hafif bir tebessümle son nefesimi veririm...

Büyülü Şehir Amsterdam

Amsterdam'a Aralık soğuğunda gittim, gene de çok sevdim. Bu şehirde yaşayabilirim diye düşündüm. Kendimi Amsterdam'a yakın hissettim. Şehir merkezine çok yakın Rho Otel'de kaldık. Temiz, temel ihtiyaçları sağlayan, 3 yıldızlı, makul fiyatlı bir otel.
Bakımlı binalarıyla Amsterdam, pek çok Avrupa şehri gibi tarihi dokusunu korumuş bir şehir.Cafe de Jaren'dan dışarısı Binalar çok güzel fakat asıl güzellik bunların sağlı sollu kanla boyunca yerleşmiş olması. Şehirde pek çok güzel kafe var. Ve en güzel kafeler gene kanala cephesi olanlar. Hele yazın bu kafelerin keyfini düşünemiyorum. Bu noktada Cafe de Jaren'ı kesinlikle tavsiye ediyorum.Amsterdam'ın bit pazarında markalı değişik kıyafetler bulmak mümkün. Fakat pek de ucuz olmadıklarını ekleyeyim.
Şehir gerçek bir bisiklet cenneti. Kışın bile insanlar bisiklete biniyor. Biz de geri kalmadık ve bisiklete binŞehir meydanında bisiklet parkının bir kısmıdik. Bisikletlerimizi Rho Otel'den kiraladık. En küçük bisiklet ile bana biraz büyük geldi. Hollanda halkının boy ortalaması çok yüksek. Ama sanki kadınlar daha uzun. Ne yazık ki biraz cüce hissettim kendimi ki ben de 1.63'üm! Çok kısa sayılmam yani. Neyse.. Kanal boyunca ilerledik. Elbetteki şehrin sakinleri daha hızlı şoförler. Ben sadece yazlıkta bisiklet sürmüş birisi olarak kendimi biraz tedirgin hissettim başta. Fakat daha sonra rahatladım ve keyfini çıkardım.
Kanal turuna katıldık. Farklı farklı rotalarda yapılan turlardan hangisine katıldığımıza emin değilim. Fakat çok keyifliydi. Bununla birlikte ikinci bir tura katılma ihtiyacı duymadım. Kanal turu boyunca güzel Amsterdam evlerini seyretmek keyifliydi. Hele hele kanal boyunca görülebilen tekne evler ayrı bir alem! Bu teknelerde yaşadığını hayal etmeden bu turun bitmesi mümkün değil. Bunlar tekne evler ama içinde kitaplıklar, cam kenarında çiçekler, hatta balkonlar, teraslar...
Kanal turunda çekildi
Bu yazıya başlayalı çok olmuştu. Yarım kalmış... ama gene de boşa gitmesin dedim, buraya koydum.

7.6.05

Haftasonu İzmir

Konak Pier'den manzara
Cuma akşamüstü İstanbul'dan İzmir'e uçtum. Soluğu eski balık halinin yerine kurulan Konak Pier'de aldım. Ucu ucuna da olsa güneşin batışına yetiştim. Çok sevdim Konak Pier'i. Denizin üstünde ve ortamı da çok güzel. Tek sevdiğim alışveriş merkezi diyebilirim. Akşam yemeğimizi de burada açıkhavada yedik.
Ertesi sabah Karaburun'a gitmek üzere yola çıktık. Güzelbahçe tarafında harika bir kahvaltı yaptık. Elbette gene denize nazır.. Ballı kaymağın hem tadı hem de manzarası pek hoştu.
Yol arkadaşlarımın ikisi eski İzmirlilerdi; biri Girit, biri Boşnak göçmeni aileden. Bu civarlardaki köyleri, geçmişini biliyorlardı. Ben de İzmirliyim ama mesela Urla'ya mübadele zamanı Boşnak ve Arnavut göçmenlerinin yerleştirildiğini bilmiyordum.
Acelemiz yoktu, köylere girip çıktıp. Bazılarında oturup çay kahve içtik.
Köylerin hemen hepsi eski Rum köyleri. Hala taş binalar mevcut. Köyler genelde boş, gnçler hemen hemen yok. Ama köylüler güleryüzlü. Hepsi hoşgeldiniz diyor, gülümsüyorlar. Her köyün bir meydanı, meydanında bir kahvesi ve Atatürk büstü var. Kahvelerin de inanılmaz güzel deniz manzaraları var.

Neyse. En sonunda öğlen 2-3 gibi Karaburun'a vardık, Number One'ın bungolowlarına yerleştik. Denize sıfır. Deniz pırıl pırıl, dibi görünüyor. Karaburun çok bakir. Eğlence mereklılarına hitap etmiyor. Huzur mekanı. Arkdaşlarımızın bütün yıl orada yaşayan arkadaşları vardı. Onlarla birlikte yedik, içtik. Hatta aralarından birinin doğumgününü kutladık, şarkılar söyledik. Ne yazık ki adını hatırlamadığım sahil restorantında ızgara kalamar, ızgara ahtapot ve kalamar kızartma yedim. Başka şeyler de yedim ama özellikle bunları tavsiye ediyorum.
Pazar sabah 7:15'de uyandık. Sahilden başlayarak, daha tırmanarak 1 saat 10 dakika kadar yürüdük, sonra da cuppalaaa denize...
Dönüşte geldiğimiz yoldan dönmedik. Bütün o yarımadayı dolanarak Çeşme üzerinden karışık kumrumuzu yiyerek döndük. Alaçatı'ya da uğradık. Alaçatı'yı gene çok beğendim. Çok özel bir yer orası. Sakız likörü aldık, Yunan adalarından gelme, ben çok şekerli ve az aromalı buldum. Daha önce sadece bir kez Karaburun'da yediğim kabak çiçeği dolmasını ancak Alaçatı'da bulabildim ve çok başarısızdı. Şüphelenmeliydim aslında enginar dolmalarının görünüşü bile kötüydü.
Ve de uçağımıza binip İstanbul'umuzun yolunu tuttuk. Farkında olmadan bir hayli yorulmuşuz. Bu nedenle gece de yatağımızı pek sevdik.
Çok güzel bir haftasonu geçirmiş olduk. Üşenmeyip, 2 güncük demeyip yollara düşmek lazım, aspirin gibi, vitamin hapı gibi... Ne benzetmeler!.. Bu şehir hayatı bizi mahvetmiş.

3.6.05

Güzel cuma!


Sade'nin kedileriyle başladım güne ve tabi Sade'yle. Güzeldi :-) Hava güzel, arkadaşım güzel, kediler pek bıcırık ve de bugün günlerden cuma!.. Tatile gidiyorum bugün. Sadece haftasonu için İzmir'e. Belki denize de girerim diye umuyorum.
Ama işte her cuma günü olduğu gibi zaman gitgide daha zor geçiyor ve uyku yavaş yavaş göz kapaklarımda ağırlığını hissettiriyor. Garip ama cuma akşamı benim minimum enerjili akşamım. Kendime güzel, sorunsuz, şeker pembesi bir haftasonu diliyorum..

1.6.05

Yazmaya devam...

Bugün yazın ilk günü :-) Ama hava ha yağdı ha yağacak!
Bir hayli uğraştıktan sonra 2. yazımı nereden yazabilieceğimi bulabildim.
Bu geçen süre içinde motorsiklet ehliyeti için sınavlara girdim. Sonuç başarılı. Ama açıkçası en başarılı değilim. Şu halimle trafiğe çıksam işim biter. Ama tatile çıktığımda artık korkmadan scooter kiralayabilirim. Roma'da kiralamak istemiştim. Ama düşünüyorum da şu halimle Roma'nın vızır vızır işleyen motor trafiğinde düşüp şaşmadan sürebilmem mümkün görünmüyor.