24.1.06

Can Muslu'dan



Bilim Teknik Dergisinin Aralık 2005 Serbest Sanal sergisinden izinsiz aldım. Umarım kusura bakmazlar. Fotoğrafla ilgili bilgiler:
Adı Soyadı: Can Muslu
Mesleği: Öğrenci(İTÜ)
Çekim Yeri: Bozburun
Fotoğraf Makinesi: Sony DSC-V1

22.1.06

Siirt Pazarı ve Zeyrekhane

Siirt Pazarı deyince arkadaşım, sokak aralarına kurulan gün sonunda toplanan bildiğimiz pazarlardan düşünmüştüm. Değilmiş. Sabit bir pazar bu. Bir sokak-cadde boyunca dükkanlar şeklinde. Siirt Pazarı diye geçiyor ama sadece Siirt'in değil, Adana'nın, Van'ın ve başkaca da illerin malları satılıyor burada. Yöresel peynirler, baharatlar, meyve-sebzeler ve etler. Ben şaşırdım doğrusu. Diyarbakır kuzusu diyordu mesela. Yani özellikle Diyarbakır'da yetişen bir kuzunun eti aranıyor ve gelinip buradan alınıyor mu?! Mumbarları dizi dizi asmışlar dükkanların önüne, işkembeleri... Bu yöresel yemekleri yapan bir-iki lokanta da var sokakta. Yemek isterseniz hemen burada yiyebilir ya da en azından bu yemeklerin ne menem bir şeye benzediklerini görebilirsiniz.

İşte hemen yol tarifini veriyorum. Burası Fatih Belediyesi sınırlarında. Unkapanı'ndan Aksaray'a giderken, su kemerlerinin altından geçmeden, bir ya da iki sokak önce sağdaki bir sokağa girip arabanızı parkedin. Sonra park ettiğiniz yokuşu çıkmaya devam edin. İşte sokağın sonundaki dik kesen sokak-cadde Siirt Pazarı'nın kurulduğu sokak.

Bu sokaktan aşağı doğru yürürseniz Zeyrekhane tabelaları gözükmeye başlıyor. Zeyrekhane zaten kocaman gözüken Molla Zeyrek Cami'nin hemen yanında.Yol boyunca eski cumbalı ahşap evlerin arasından geçeceksiniz. Bu evlerin bir kısmı yıkılmak üzereler ve satılıklar. Satılık levhalarını okumadan geçmek mümkün olmuyor. Neredeyse hayat hikayesi anlatılmış bu levhalarda. Eskiden Pantokrator Manastırı olan, sonradan cami ve medreseye dönüştürülen Molla Zeyrek Cami'nin içini ne yazık ki görmemiz mümkün olmadı. Caminin etrafından dolanıp Zeyrekhane'ye ulaştık.

Zeyrekhane eskiden bu manastır-camiye dahilmiş. Sonra zamanla harabe haline gelmiş. Fatih Belediyesi ile Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı'nın işbirliği ile bu bina kafe-restorana dönüştürülmüş. Biz gittiğimizde hava kapalıydı. Sonradan Beyoğlu tarafına güneş vurdu. Manzara burada çok güzel. Hem Haliç tarafı, hem Sultanahmet, Süleymaniye Caminin manzaraları. Eminim yazın açık havada gidip, bahçesine otursam saatlerce kalkamazdım. Çaylarımız semaverden geldi. Yanında çikolatalı kurabiyelerle. Yemekleri nasıldır bir şey diyemeyeceğim. Çünkü sadece çay-kahve yaptık. Ama mekan çok güzel. Arka fonda hep sanat ya da halk müziği ezgileri yumuşacık. Çok zarif döşenmiş, fazladan konulmuş hiç bir dekorasyon malzemesi yok. Yazmadan edemeyeceğim. Tuvaletleri bile çok zarif. Kağıt havlu yanına küçük el havluları da konulmuş, lavanta kolonyası unutulmamış. Buraya özellikle yazın mutlaka tekrar gelmek istiyorum. Mesela haftasonu kahvaltısına...

Tel: 212.532 27 78
Zeyrekhaneye dair...

20.1.06

Küba Anıları – Genel İzlenimler

Hayatımın en güzel tatilini yaptım. Küba çok özel bir ülke. Karıncalar’la yaptığımız turun içeriği de çok güzeldi. Konuya nereden girsem bilemiyorum. Gün gün mü anlatsam, genel anlatarak mı başlasam...

7 günlük turumuzda Havana, Cienfiegos, Trinidad ve Santa Clara şehirlerine gittik. Hem şehir gezdik, hem denize girdik, hem de ormanda yürüyüş yaptık. Çok keyifliydi ve fakat çok da yorucuydu.

Silahlar Meydanındaki parkta
Küba’da her gidilen barda, kafede, restoranda canlı müzik var. Müzik her yerde. Tur boyunca kulağımda Küba ezgileriyle dolandım, rüyalarımda bile fonda aynı ezgiler vardı.

Kısaca CUC adı verilen convertable denilen bir para birimi kullanılıyor Küba’da. Yaklaşık 1 Euro. USD verip CUC almak isterseniz ekstra komisyon ödemeniz gerekiyor. Makul olan cepte Euro ile gitmek. Kübalılar ise Peso kullanıyorlar. 1 CUC 24 Peso. Kübalılar’ın maaşı ayda 15-20 $ civarında imiş. Onların 3 Peso aldıkları, turistlere 3 CUC sanırım. Küba sosyalist ülke malum. Bu nedenle değişik kurallar var. Halkın alışveriş yaptığı mağazalar var. Buralardan turistlerin alışveriş yapmaları yasak. Hatta içeri girmeleri de. Fiyatlar devlet destekli olduğundan ve halka yönelik rakamlar olduğundan çok düşük. Turistlerin bu fiyattan alışveriş yapmalarını istemiyorlar ki bence de haklılar. Satılanlar da vitrinlerden gördüğüm kadarıyla genel olarak 20-30 yıl öncesine ait gibiler.

İlkokul öğrencileriTurizm yeni Küba’da ve en büyük gelir kaynakları. Sosyalist sistem iyi kötü ayakta. Eğitime çok önem veriyorlar. Çocuklara çok değer veriyorlar. Sokaklarda gördüğüm tüm çocuklar çok mutlu görünüyorlardı. Sağlık ücretsiz. Zaten Küba tıpta dünyanın ileri gelen ülkelerinden. Kan kanseri ve AIDS’in tedavisinde baya yol katetmişler. İlaç çeşitliliği az olmakla birlikte özellikle bitkilerden imal ettikleri ilaçları öne çıkıyor. Bunda elbette ABD’nin ambargosunun ve Küba’nın fakirliğinin etkisi var. Bu bana Isabel Allende’nin kitaplarını hatırlattı. İksirler, büyüler, reçeteler. Acaba bu yılların birikimi, alternatif ilaç geliştirilmesinde işe yaramış mıdır? Neyse devam edeyim. İnsanların barınak sorunu yok. Açıkta olan, aç yatan yok. Kolonyal dönemin binalarını kullanıyorlar. Binalar inanılmaz güzel. Fakat ne yazık ki genel olarak bakımsızlar. Havana’nın bazı yerleri bomba yemiş gibi göründü bana. Eski, boyasız, harabe olmalarına az kalmış, camlarının yerine tahtalar çakılmış.. Ama gene de çok büyülü. Bir sokakta bir-iki kolanyal bina gibi değil durum. Tüm şehir böyle. Çok güzel! Tabii SSCB tarafından yapılan ve hiç de şehrin havasına hakim olmayan çirkin apartmanları işin içine katmadan konuşuyorum.
Katedral Meydanı-Havana
Kübalılar için ulaşım büyük sorun. Halkta hep eski arabalar var. Yeni arabalar da görülebiliyor ama. Hatta havaalanındaki taksiler (bunlar devlete aitmiş) bizim şahin taksilerden çok çok daha iyi. Bir de kaçak taksiler var ki bunlar genelde Fiat serçe ya da daha eski arabalar. Çok umdum şu güzel renkli eski araçlara binmeyi ama olmadı ne yazık ki. Tüm otobüs duraklarında yığın halinde bekleyen insan görülüyor. Havana’da camel denilen hörgüçlü uzun otobüsler var. Tıklım tıkışlar. Diğer şehirlerde ise kamyonetten imal edilen araçlar otobüs görevi görülüyor. Mevsim onlarn kışıydı ve biz denize girdik düşünün, hele yazın o sıcağında, o otobüslerde olmayı hiç istemezdim. Aracın olsa bile zaman zaman yakıt bulma sorunu olabiliyormuş. Gene turistler için geçerli olmayan bir kural var. Yoldan geçen boş bir araba, yol kenarında durup işaret eden kişiyi arabasına almazsa trafik polisi ceza kesebiliyormuş. Yerel rehberimiz Alain, müjdeyi verdi. 6000 otobüs sipariş edilmiş. Ve bu sene içinde halkın kullanımına girecekmiş. Buna gerçekten ihtiyaçları var.
Eski Meydan-Havana
Küba’da yemek kültürü çok zayıf. Yemekleri çok lezzetsiz. Hemen hiçbirşeyi çok beğenerek yiyemedim. Ama aç da kalmadım. İlk günler ha babam kokteyllere dayandık. Arada bira da içtik. Favori marka Bucanero. Sonlara doğru şarap özlemim arttı. Küba üretimi şaraplardan içtik. Gayet iyilerdi. Ama bu kadar güneş alan bir ülkede şarap beklemiyordum. Türkiye’nin de az güneş aldığı için doğu illerinde yetişen üzümlerinden yapılan şarapları daha güzeldir ya işte bu nedenle içtiğim şaraplar gayet memnu etti beni. Laf kokteylden geçmişken bu konuyu atlamak istemem. Kokteyl fiyatları genel olarak 3 CUC. Türkiye’ye göre çok ucuz. Kokteyllerde ana malzeme rom. Havana Club’ın 3 yıllığını kullanıyorlar. Hepimiz en az 1 şişe Havana Club ile döndük. İşte bu da içilen kokteyllerin listesi: Mohito (taze nane, limon), Cuba Libre (kola+rom), Daiqiri (limonlu buzlu), Cubana (cuba librenin 7 yıllık rom ile yapılanı), Cuban Manhattan (vermutlu), Trinidad Special, Pina Colado, Kançançara (ballı), Tunturutu (greyfrutlu) ve Jincila.

Daha sonra devam ederim...

4.1.06

2006 geldi, hoşgeldi!

Ee bilimum köşe yazarları yeni yıl yazısı yazar da ben niye yazmam. Benim bir köşeden öte, bir sitem var, hah!!

2005 biterken benim de hayatımda yeni bir sayfa bitti. Bir takım sıkıntılarla uğraşmak zorunda kaldım. 5-6 kilo verdim son aylarda. Ama ben ne şanslı kişiymişim ki kendimi zorda hissettim ama hiç yalnız hissetmedim. Dertlerimi paylaşacağım, elinden gelen desteği esirgemeyen, bana güç veren dostlarım vardı. 5 yıl kadar önce de hayatımda yeni bir sayfa açıyordum ve o zaman çok yalnızdım. Yeliz'le Muratçım olmasa hayat çok çok zordu. Onlar tuttular kolumdan. Ama bu sefer çok arkadaşımı hissettim yanımda. Bu geçen 5 yıl iyi geçmiş dedim kendime. Yeni ve güçlü bağlar kurmuşum kendime.

2006 başlarken de yeni bir sayfa açıyorum. Sıkıntılarım bu ayın sonuna kadar bitecek diye umuyorum. Çok güzel bir yıl beni bekliyor. Öyle eminim ki bu yılın güzel olacağından! Daha Aralık ayında çevremde pek çok insanın iyi haberleri de bu yılın güzelliğine delalet.

Sevgi Gönül'ün bir yılbaşı yazısını okuduğumdan beridir, her yılbaşı gecesi öpüşüp kutlaşmalardan sonra, bulunduğum mekanın en dış kapısına çıkıp, 3-4 kez dış kapıdan girip çıkıyorum. Bu yıl da Beyoğlu'ndaki barın kapısından koruma görevlisinin şaşkın bakışları arasında ritüelimi gerçekleştirdim. Bu seyahatlerim bol olsun diye yaptığım bir ritüel. O yılbaşında yanımda kim varsa onu da çekiştirip kapıdan girip çıkmaya götürüyorum. Bahsetmiştim bu pazar gidiyorum Küba'ya. İlk meyveyi de toplamak üzereyim sanırım. Aysonunda Moskova'ya iş için gitme ihtimali gözüktü.

Güzel 2006, hoşgeldin!