13.3.06

Kar Altında Moskova

Ha gittim, ha gidicem derken Mart başını buldu gitmem. Hava -8 derece civarıydı. Kar yağmadı ama heryerde kar vardı. İş seyahati... Yoksa bu soğukta ne işim var Moskova'da. Beyaz geceler de gider bir de Petersburg yapardım.

İş için olunca, vakit de kısıtlı olunca pek bir şey yapamadım tabi. Bir gece Kızıl Meydan'a gittik. Öyle soğuktu ki açık havada duramadık. Yolda yürürken alışveriş merkezlerini transit yol seçtik. Kızıl Meydan akşam vakti çok güzeldi. O renkli soğan kubbeler masallardan çıkmış gibi. Hansel'le Gratel'in çikolata evleri kadar gerçekler sanki! Meydandaki GUM, eskinin diplomatları için alışveriş merkezi imiş. Tabi şimdi de zenginler için. Ama çok güzel ışıklandırılmıştı. Meydanın güzelliğine güzellik katıyordu. Dünyanın bütün ünlü markaları var burada.
Kızıl Meydan
Bir günlük gezmeye vakit bulabildim. Dolayısıyla ünlü Moskova metrosunun pekçok durağından geçtim. Işıklandırmalar, duvar süslemeleri gerçekten güzel. İnanılmaz yüksek ve uzun merdivenler. Sanırım bu nedenle de yürüyen merdivenler çok hızlı hareket ediyor. Sarhoşlar ve yaşlılar için zor olsa gerek. Ama düşünüyorum da yaşlılar genelde dinç görünüyorlardı. Metro çok hızlı yol alıyor ama insanlar bu ulaşım aracına çok alışmışlar. Rahatlıkla tutunmadan kitap okuyarak ayakta yol alıyorlar. Onları görüp kendime yediremedim, ben de tutunmayayım dedim ama olmadı, beceremedim.

Neyse bir gün gezdim dedim ya, sıralayayım şimdi yaptıklarımı. Önce Nazım Hikmet'in mezarına gittim. Mezar taşında bir şiirinden birkaç mısra okudum. Aynı mezarlıkta Gogol ve Çehov'unda mezarları vardı. Onları da ziyaret ettim. O civarlarda bir pazar vardı, bizim salı pazarı gibi. Oralarda dolandım. Çok üşüdüm. Sırf ayaklarım ısınsın diye RAM Store'a gidirim. Bizim Migrosların Rusya versiyonu. Sahibi gene Koç ailesi. Marketlerdeki içki reyonu inanılmaz. Böyle zengin çeşit Türkiye'de hiç bir markette görmedim. Çıkışta cebimdeki haritayı kontrol ettiler, çalmış olabilir miyim diye. Diğer cebimdeki pet su şişem neyseki görünmüyordu diye düşündüm. Sonra da çantamdaki elmam aklıma geldi.. Bilmiyorum bu genel bir durum mu, ama bende bir paronayaya sebep olduğu kesin.
GUM - Gece
Yola devam. Arbat'a gittim. Eski Arbat'tan yenisine geçmeyi hedefliyordum ama tersi oldu. Yeni Arbat'ta bol bol kumarhane ve mağaza var. Kumarhanelerin görüntüsü akşam güzel. Gündüz ise bana hitap etmedi. Eski Arbat'a vardığımda çok üşümüş ve çok yorulmuştum. Gene de sokak tezgahlarında matruşka pazarlığı yaptım. Hediyelik eşya mağazalarından bir-iki öteberi aldım. Bizim Sultanahmet satıcıları nasıl her dili biliyorlarsa aynı durum Eski Arbat tezgahtarları için de geçerli. Merhaba, nasılsın, hangi şehirdensin, iyiyim gibi temel bilgilere hepsi haiz. Bu tezgahtarlardan birine nerede yemek yememi tavsiye edeceğini sordum. Bana My My'yu tarif ettim. Türkçesi "Mö Mö". Kapısında koca sevimli bir inek heykeli var. Öyle yorulmuşum ki yedim içtim, bi daha içtim. Hafif sarhoş yola devam ettim.

Kremlin Sarayı'nın girişine çıkan metro durağına yöneldim. Durağa adımımı atar atmaz, yaylıların inanılmaz güzel ezgisi karşıladı beni. Heyecanla yol aldım.1 Kontrbas, 1 viyola ve 4 keman. Seçme klasik eserlerin belli kısımlarından oluşan harika bir repertuvarları vardı. 15-20 dakika ayrılamadım oradan. Akşam Moskova'da yaşayanlara bu müzik grubundan bahsettim. Dediler ki, profesyonel sanatçılar halka sanatlarını yakınlaştırmak, bağlarını koparmamak için metro duraklarında mini konserler veriyorlarmış. Bence benim tanık olduğum da böyle birşeydi. 6 kişilik grubun 1. ve 2. kemancısı bile vardı ve mükemmellerdi. Hele bir ara genç olan 2. kemancı, gözlerimin içine bakarak çaldı kemanını ki değmeyin keyfime!

Kremlin'e gireyim dedim. Mümkün değil. Çılgın bir sıra var. O soğukta o sırayı beklemeyi nasıl göze almış onca insan şaşırdım. Kulağımda kalan müzik nağmeleriyle birlikte tekrar Kızıl Meydan'a yönledim. Surların çevresinden yürüdüm. Ne nağmeler, ne de çantamdan çıkartıp da yürürken kütürdettiğim elma yolu kısaltmadı. Ama ah Kızıl Meydan! Bu sefer tam zıt taraftan girdim meydana. Gene çok güzeldi. Öyle yorulmuşum ki GUM'a attım kendimi. Hemen bir kahve isteyip dinlenecektim ki burada da bir dans aktivitesine denk geldim.
Kızıl Meydan
Gün uzun. Bitmedi. Metroya binip otelin yolunu tuttum. Otel, Varşovskaya üzerinde. Hem yüksek ve hem de çok benzer binalar var burada. Metronun yanlış kapısından çıkmışım. Bulamadım yolumu. Direneyim dedim, yorgunluk ve kar cesaretimi kırdı. Teknoloji sağolsun. Bir cep telefonu trafiği sonucu arkadaş geldi kurtardı beni. Otelde dinlenirim diye umdum olmadı. Hemen yemeğe çıktık. Yemekten sonra da dansa gittik.

İşte bir anlatacak şey daha. Chester dedikleri bir yere gittik. Eski kısa adımı neymiş. Neyse. Burası tam bir avcı mekanı idi. Kadınlar yabancı erkeklerin peşindeydi, yabancı erkeklerse - ki bunlar Türkler, Hintliler, Pakistanlılar vb - Rus kadınlarının. Sanırım hiç Rus erkek yoktu. Bizimkilerden biri hariç. Bizim Türkler gene içip içip kavga çıkarmaya çalıştılar. Neyse ki sonuca ulaşamadılar.

İlk gece Gürcü restoranına gittik. 2. akşam Trevskaya'da modern bir kafe-lokanta, 3. akşam da ABD konsolosluğuna yakın bir Rus lokantasına. Her üçünde de yediklerim çok lezzetliydi. Gürcü lokantasında yediklerimiz özellikle çok değişiklerdi ve hepsi lezzetliydi. En çok kızarmış patlıcana sarılı cevizli bir şey vardı ki en çok onu sevdim. 3 çeşit şarap denedik bu restoranda. Ne yazık ki hepsi birbirinden kötü idi. Mecburan votka shot'larına verdik kendimizi.

Gelelim Ruslar'a yönelik izlenimlerime. İlk ve en önemli konu elbette ki güzelliğiyle ünlü Rus kadınları. Bir de beni uyardılar, hepsi güzel moralin bozulmasın diye. Hazırladım kendimi, ne yapalım. Genel olarak bakımlı hoş bayanlar. Çaycısı da, tuvalet temizlikçisi de hepsi bakımlı, makyajlı. Her çalışan bayanın masasının altında bir çift ayakkabısı var. Bunlar işe gelirken giydiği ayakkabıları. İşte giydikleri çok daha süslü. Ama
çoookk güzel diyebileceğim pek de kadın göremedim doğrusu. İlginçtir ki Merter'de çok daha güzel Rus bayanları gördüm. Alkolik erkeklerin çokluğundan dolayı, Rus ekonomisinde kadınların yeri çok önemliymiş. 8 Mart Kadınlar gününe çok önem veriyorlar. Resmi tatil günü. Erkekler kadınlara çiçekler ve hediyeler veriyorlar. İşyerlerinde kutlamalar oluyor. Benim tüm gün dolandığımda tarih 7 Marttı ve tüm kadınların elinde çiçekler vardı. Ben de tutturdum çiçek isterim diye. Yani Türk arkadaşlardan beklentimiz yok ama onca yıldır Moskova'da yaşayanlara talebimi açıkça beyan ettim. Sağolsunlar kırmadılar beni. 8 Mart'ta benim de elimde çiçeklerim vardı.

Erkekler yapılı, açık kumral ve mavi gözlüler. Erkekleri de kadınları da genel de uzunlar. Hemen hepsi dimdik duruyorlar. Orta yaşın üstü genelde kilolu. Sokaklarda bira içen çok. Yasaklanmış aslında ama pek dinleyen yok. Metroda, barlarda ayakta zor duran sarhoşlara rastlanıyor. 'Ruslar soğuk görünür ama sıcaktırlar' diye okudum. Ama bence böyle değil. Genel olarak gayet sıcaklar. Hiç öyle insanın içini kıyacak bir atmosfer hissetmedim.

Yedim, içtim, gezdim, içtim... çok yoruldum. Ayaklarıma 5 günde geçmeyen ağrılar kazandıracak kadar. Öyle içtim ki dönüşte de yüklendim alkolleri. Gene gitmek isterim Moskova'ya. Sarhoş olup sokaklarında şarkı söyleyeceğim bir havada...