25.9.06

Balat ve Kemerburgaz Keşifleri

Çok olmuş yazmayalı. Hep de aklımdaydı. Yazayım istedim, elim gitmedi. Neler yaptım geçen zamanda?.. Ciddi birşey yok. Küçük çevre keşifleri var. Bari onlardan biraz bahsedeyim.

30 Ağustos günü tatildi malum. Uzun bir tatile çıkamadım. Günübirlik Fener-Balat keşfi yapmaya karar verdik. Arabayı Balat merkezine parkettik. İlk süpriz olarak şarkılarda geçen Agora Meyhanesi'ni gördük. Ama kapalıydı ve izbe haldeydi. Ara sokaklarda dolandık. Şans eseri yolumuz Fatih-Çarşamba'ya çıktı. Ne korkunçtu! Çok moralim bozuldu. Küçücük kız çocukları başörtülü, küçücük erkek çocuklarının başları takkeli, tarikat kıyafetleri içindeler, bütün kadınlar kapalı, bütün erkekler düzeltilmemiş sakallı... İran'da gibi hissettim kendimi... Bir hafta çıkamadım etkisinden. Çok yazık... Acıktık ama ben istemedim orada yemek yemeyi.


Yürüyerek geri döndük tekrar. Tam arabadan Balat merkezine çıkarken şarap dolu bir tekel bayi görmüştüm. Oraya uğradık. Deli şarap çeşidi vardı ve fiyatları üçe beşe şeklindeydi. Hangisi güzel diye sordum, "Vallahi kızım biz sabah akşam içiyoruz, bilmiyoruz artık hangisi güzel hangisi değil" dedi.Trakya'da tanıdıkları varmış şarapçı, oralardan geliyormuş şarapları. Bir şişe, bir de galon gibi birşey kırmızı şarap aldık. Tatmaya fırsatımız olmadı. Güzel çıkarsa koşa koşa gideceğiz oraya tekrar.


Açlığımızı gidermek içinde gene arabayı önüne parkettiğimiz yerde bir esnaf lokantası gözüme çarpmıştı, orayı önerdim. Kabul gördü. Camında balık ekmek 5 YTL, köfte ekmek 3 YTL gibi birşeyler yazıyordu. Daldık. Ohh mis gibi yemekler... Beraberinde köfte istedik yarımşar yeriz deyip bir porsiyon istedik. Servis yakan çocuk odunları yakmaya başlamasın mı, hemen iki porsiyona çıkardık köfteleri. Sonuçtan da pek memnun kaldık. Ne zamandır güzel bir köfte hayali kuruyordum da bir türlü umduğumu bulamamıştım. Sonradan öğrendik ki sahibi bir zamanlar seyyar arabada tükürük köftesi satar imiş. Öyle de komik bir rakam ödedik ki! Fatih-Çarşamba şokuna rağmen keşif gezimiz güzel bitti.


Ne düşkünüm mideme, gene mekan-sokak anlatmaktan çok yemek-içmek anlattım.


Madem başladım yazmaya bu haftasonunun keşif gezisinden de kısaca bahsedeyim. Arkadaşlarımızda yaptığımız keyifli pazar kahvaltısı ve tembelliğinden sonra kendimizi yollara attık. Nereye gidelim, ne yapalım derken Kemerburgaz keşfine karar verdik. Ben daha önce bir keşif atılımında bulunmuştum ama pek başarılı da olamamıştım. (Hımm aklıma geldi, o gün de kahveli çikolata drajelerini keşfetmiştim)


4. Levent'ten Kemerburgaz yollarına düştük. Yol çok güzel. Onca sanayi tesisine rağmen ağaçların arasından yol almak keyifli. Kemerburgaz'ın ara sokaklarında dolandık. Sonra da bir emlakçıdan içeriye attık kendimizi. Burada evler arsalar ne kadar derken, öğrendik ki fiyatlar uçmuş. Kemerburgaz'da metrekare fiyatı 400$, Göktürk'te ise 1000$ kadar... Ne rakamlar! Emlakçı dedi ki "Ağaçlı'ya gidin orası ucuz, yatırım için iyidir, oradan 3. köprü geçecek". Hem de deniz kenarıymış, Kemerburgaz'a 15 km. falanmış. Aman ne heyecan bizde. Sanki cepte hazır para da var da ne yapacağımızı bilemiyoruz :) Bugünden düne bakınca komik geldi.


Neyse gittik Ağaçlı'ya. Deniz kenarına ulaşamadık. Denizi gördük ama kumsala gidemedik. Denizi görecek yer bakalım diye Yukarı Ağaçlı Köyü'ne çıktık. Her iki Ağaçlı Köyü de köy gerçekten. Etraf manda ve köpek dolu. Buralar değerlenecekse de 10 yıl alır herhalde.


Dönüşte yol kenarındaki (Göktürk'ten Ağaçlı'ya giderken Göktürk sınırında) ateşte tavuk çeviren kır lokantasına oturduk. Benim aklıma başta suşi takılmıştı. Fakat suşiciden önce tavukçuyla karşılaştık ve şöyle bir kafamı uzatıp bakınca gördüm ki içerde bir bahçe var ve çimenlerin üstünde yemek yiyebiliriz. Söz dinledim, vazgeçtim suşiden. Tavuk çok lezzetliydi. Bence köy tavuğuydu. Ayrı bir tadı ve kokusu vardı. Yanında gelen pilav ciğerli özel yapılmış bir pilavdı. Malesef bize dibi kalmış, dolayısıyla biraz katır kuturdu. Ama servis yapan hemen, biz söylemeden durumu anlatıp özür diledi. Yanında da bir sürahi ayran. Kişi başı üç bardak içtik. Salata da, fabrikasyon olmayan patates kızartması da çok lezzetliydi. Yarım saat yol aldık ve şehir tatlarından köy tatlarına kavuştuk. Aklıma gelmedi sormak, içki var mı yok mu diye. Sonra servis yapanla (belki de sahibidir oranın) biraz sohbet ettik. Çok güzel bir Türkçesi vardı. O anlattı Ağaçlı'yı: Doğalgaz öncesi İstanbul'un kömürü Ağaçlı'dan gelirmiş. Maden ocakları, kömürü çıkarmak için, çıkardıkları hafriyatı denize dökmüşler ve denizin dibi delik deşikmiş şimdi. Eskiden güzelmiş deniz ama artık değil. Her yıl boğulan olurmuş sık sık. Onun da fikri Ağaçlı'nın değerlenmesi 10-15 yılı bulur şeklinde.


Emlakçının anlattıklarına göre, kendisi de dahil, Kemerburgaz Selanik göçmenlerinin yerleşim yeriymiş. Sokaklardaki onca sarışın, renkli gözlü çocuğun sırrı çözüldü böylece. Överek anlattı Kemerburgaz'ı hastalansanız komşunuz yardımınıza koşar diye.

Kemerburgaz taraflarına yolunuz düşerse tavsiye ederim Kemerburgaz'ın arka sokaklarına da dalın. Bir de Göktürk'ün Ağaçlı çıkışındaki bahsettiğim tavukçuda yemek molası vermeyi unutmayın.