Kayıtlar

2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Heyecan doludizgin!

Resim
Evlilik telaşı aldı bizi. Önce ben Ankara'ya gittim ve Cinli'nin ailesiyle tanıştım. Çok heyecanlandım. Neredeyse evden çıkıp da ailenin evine gidene kadar ağzımı açıp konuşmadım heyecandan. Ama gördüm ki anne benden daha heyecanlıymış. Nikahta takılacak takılar bile hazır edilmiş. Ertesi gün de ablalarla tanıştım. Güzel geçti. Yeni ailemle karşılıklı sevdik birbirimizi.

Bayramda da İzmir'e gidecektik, plan böyleydi. Ama bayramda annemlerin önceden yapılmış bir Çeşme planı vardı ve o planın bir yerlerine sıkıştırmak istemedim. Cinli'yi evimizde ağırlama fikri çok daha sıcak geldi. Bir de arabayla Ankara'dan yollara düşecektik ki, zincirleme kazaların doruğa çıktığı bayram vakti trafiği düşüncesi de beni ürküttü. Velhasılı, geçen hafta yeni ailelerimizle tanışma faslı böylece sonra erdi.

19 Ocak'ta istemedir, nişandır hikayesi var. Nişan evde aile arasında olacak. Anlaşılan o ki annem komşularla konunun müzakeresini yapmış. Hep beraber tuzluları hazırlayacaklar. A…
Resim
Paul Cumes, iklim değişiklikleri üzerine..

Biz Cinli'yle evleniyoruz

Resim
Evlenicez işte. Nerdeyse 2 hafta oldu bu konuyu konuşalı. Ee işte ben de buraya yazmadan bu kadar durabildim.
Bu geçen süre zarfında görüşebildiğimiz arkadaşlarımız ve ailelerimize söyledik anca. Cinli'yle yaptığımız planlara göre ben haftaya aileyle tanışmak üzere Ankara'dayım. Bayramda da İzmir'deyiz ki o bizimkilerle tanışsın diye. Sonra da umuyoruz ki Ocakta yüzük takmış olacağız. Bir de sık sorulan soru var ki ne zaman bu işi sonuçlandıracağımız. Şimdilik görünen o ki Haziran ayında. Elbette bu hiç kesin değil. Ben Haziran ayında hava güzel olur evlenmek için, dedim, yetkili mercilerce kabul gördü. Şimdilik sık sorulan sorulara, kesin olmayan ilk cevapları veriyorum: İstanbul'da yaşayacağız, Ankara'da nikah olacak, hevesli arkadaşlara göbek atma imkanı sunup sunamayacağımız henüz kesinleşmiş değil. Sorulan çok da bir şey yokmuş. Bu kadar işte.
Çok heyecanlıyım. Cinli'yle evlenmek umduğum bir şeydi, olmasa zordu. Anlaşıldı değil mi, Cinli Ankara'dan ya da…

Aile üzerine..

Resim
Dün bir film izledim. Gene ağlaya ağlaya. Ferzan Özpetek'in Bir Ömür Yetmez filmi.Filmde adamın anlatmak istediği bu değilse de aile konusu takıldı aklıma. 2 sevgili. Birisinin beyin kanaması sonrası hep bir cihaza takılarak yaşaması ihtimali var, ailesi tedavisini uzaklarda devam ettirmeyi düşünüyor. Sevgilisinin bu konuda ne düşündüğünün önemi yok. Ölüyor. Öldükten sonra yakılmalı mı gömülmeli, sevgilisi araya girip ölenin ne istediğini söylüyor. Babası sevgilinin söylediklerine önem veriyor ama resmi olarak bu söyledikleri havada bir balon olup uçup gidebilir. Halbuki yaşarken ne farklıydı. Babasına rağmen sevgilisiyle beraber olmuş ve babasıyla ilişkisini koparmıştı. Bu da ne sık rastlanan bir durumdur. Ananı babanı karşına alırsın, illa sevgilim dersin. Belki ilişkiler kopma noktasına gelir, yıllarca karşılıklı haber alınmaz. Sevgilin hayatının odak noktasıdır. Ailenden çok sevgilini görürsün. Bazen kendinden birşeyler verir, gene de onunla olmaya devam edersin. Birgün hiç is…

Flamenco Bosforo geliyor

Vurmalıdaki benim çocukluk arkadaşım Kerem Kırca. Yaz akşamları, Kerem'le Emre sahilde gitar çalarlardı, biz de söylerdik. Biz şarkı söylemeye devam etmediysek (neyse ki) de Kerem müzik yapmaya devam etmiş. Güzel de yapmış. Ben beğendim, umarım siz de beğenirsiniz.

http://youtube.com/watch?v=uVslhKq5B4k
http://www.flamencobosforo.com/

La mujer está bailando!

Resim
Ben her bahar aşık olurum.. yok böyle değil.. ben her bahar aktivitelerimi gözden geçiriyorum. İklim değişikliğine göre bazı aktivitelerimi rafa kaldırıyorum. Bazılarını da raftan alıp devreye sokuyorum. Bir nevi bahar temizliği.

Bu baharın değerlendirmesini de yaptım. Mesela kışın tenis oynayacak yer bulmak zorlaşıyor. İki kıştır oynadımsa da bu sene canım istemiyor. Tabii bunda, tenise son motorla gidişimde deli gibi ıslanmamın etkisi büyük. Tenis rafa kalktı.

Yaz akşamlarının güzel havasında başımın üstü açık olsun istiyorum. Evde veya işte değilsem eğer, başımın üstünde sadece ağaçlar olabilir. Ama güzel havalar son demlerinde olduğuna göre salsa öğrenme çabalarıma devam edebilirim.

İki hafta önce caz dans diye birşey keşfettim. 1.5 saatlik dersin 40 dakikasında esneme hareketleri yaptırıyorlarmış. Bu çok cazip geldi. Gitgide esnekliğini yitiren vücudumu silkelemek aklımda olan bir şeydi. Ama son zamanlarda kendi kendime muhalefet geliştirdiğim bir konu var ki (bunu fotoğraf makinası…

Teyze oldum

Resim
Dün Sade'yle Barış'ın kızları Lara doğdu. Lara'ya bir blog sitesi açtım ve fotoğraflarını yerleştirdim. Bir de hoşgeldin yazısı yazdım. Şu anda Lara'nın 2 mail adresi var. Bir blog sitesinden ikincisine taşınalı 2 saat oluyor. Ve Lara doğalı 24 saat olmadı. Hala memeye tutunmakta zorlanıyor. Belki yıllar geçecek ve Lara ona açtığım blog sitesini devam ettiriyor olacak. İşte Lara'nın blogu: Lara Turan

Bu arada doğan ve doğmak üzere olan öyle çok bebek var ki çevremde:
- Melis'le Deniz'in oğlu Dağhan
- Ömür'le Evrim'in oğlu Yankı
- Sade'yle Barış'ın kızı Lara
- Özlem'le Tonguç'un oğlu Poyraz
- Filiz'le Özgür'ün oğlu Aras
- Gamze'yle Mehmet'in oğlu
- Aynur'la Ahmet'in kızı yolda
- Sinem'le Erhan'ın oğlu yolda
- Koray'la Aylin'in bebeği yolda
- Barış'la Burcu'nun kızı yolda
- Feyza'yla Tolga'nın bebeği yolda
bilmiyorum hatırlamadığım kaldı mı.. 2007 bereketli yılmış.

Yanıkdere yürüyüşü

Resim
Gezievi'yle gittik Yanıkdere'ye. Aslında hedef Maşukiye taraflarındaki Kurtköy deresi idi. Fakat alınan istihbaratlar, bu derenin suyunun çok azaldığı yönünde olunca rota değiştirildi.

Çok farklı bir dere yürüşüyüşü değildi. Lüzumsuz uzatmayayım. Gidiş dere içinden, dönüş patikadan oldu. İkisi de ayrı ayrı güzeldi. Öğlen yemeği için duracağımız yere gelene kadar gerçekten yorulduk. Mola yerinde hemen 2 ateş yakıldı. Kolalar dereye soğumaya bırakıldı. Bir ateşte etler, sucuklar; diğerinde soğanlar pişirildi, ekmekler ısıtıldı. Biraz da grup psikolojisinden sanırım yemek çok güzel geldi. Üstüne de helvamız vardı. Onu da ateşte alüminyum folya içinde eritip yedik. Bu yürüyüşlerin gediklileri pek keyifçi oluyor ve mutlaka bir iki trikleri oluyor bu işlerde. Bu folyo işini de onlardan birinden öğrendim.

Yol boyunca da bulduğumuz tüm böğürtlenlere saldırdık. Pek yürünen bir rota değildi, dolayısıyla böğürtlenler arasında dut boyutuna varanlar vardı ki, müthiştiler.

Doğası çok güzeldi Y…

Fatih'te Sur Ocakbaşı

Resim
Bu site gitgide yeme içme sitesine dönmeye başladı. Yapacak bir şey yok, seviyorum yemeyi. Bir de gazetelerin pazar eklerini çok seviyorum.

Bu eklerde de en çok ropörtajları, orjinal yemek tariflerini, gezi yazılarını ve kafe ve restoranlarla ilgili tanıtım yazılarını okumayı seviyorum.

Geçen pazar Milliyet'in pazar ekinde Vedat Milor, Sur Ocakbaşı'nı tanıtmış. Hemen ilgilendim. Fatih'te, Kadınlar Pazarı'nın oradaki Sur'un gidilebilitesi yüksek bir yer olduğu kesindi ne de olsa. Milor pek keyif almış buradan. 5 yıldız üzerinden 4 yıldız vermiş. Tatlısını, saç kavurmasını, çiğ köftesini ve ayranını tavsiye etmiş. İlk fırsatta da büryan kebabını yemeye gelecekmiş. Sur'un sahibi Ali Ustanın geçmişinde çobanlık varmış ve bu nedenle etten ve kesimden de anladığını yazmış. Michelin yıldızı sahibi sayılı şeflerin et kesiminden anlamadığını belirtmiş. Bu gerçekten gerekli midir acaba? Sanırım değil ki bu adamlar bu yıldızları almayı başarmışlar.

19 Ağustosta okudum, 25 Ağ…

Sosyete Kasabı

Resim
Geçende nerede okudum bilmiyorum, sosyete kasabıyla ilgili bir haber okudum. Babadan kasap olan Emre Mermer, ODTÜ'yü bitirdikten sonra kasap işini devam ettirmeye karar vermiş. Cinli ODTÜ'lü ya, benim de bundan dolayı içinde ODTÜ geçen herşeye algıda seçiciliğim arttı. Bir yandan yeme içmeyle ilgili haberler okuyup kenara not etme hevesimi de eklersek, hızla yazının devamını okudum.

Bu kasabın adı Dükkan. Dükkan, Küçük Armutlu'da. Papermoon, Hilton Oteli, Ulus29, Cahide gibi sosyetik restoranlara et veriyorlarmış. Etleri bir yöntemle kurutup dinlendirip iyice lezzetlendiriyorlamış. Sonra Dükkan'ın bir köşesine ızgara atıp kasap-restorana çevirmişler dükkanı. Dolup taşıyormuş.

Yelizcim sağolsun, haftasonu araba verdi altımda. Uzun zamandır arabasızlık nedeniyle haftasonu Boğaz'da kahvaltı yapmak, Yeşilköy'de yürüyüş yapmak gibi zevklerimden mahrum kalmıştım. Hem Cinli'yi gezdirmek, hem de heveslerimi gidermek derken cumartesi sabahı kendimizi kahvaltı etmek iç…

Er kişinin işi zor!

Bugün bir güzellik yapıp yeni işe başlayan Cinli'ye çiçek göndereyim dedim. Aynur'a sordum, ne güzel olur dedi.

Ama hata etmişim, bir er kişiye sormalıymışım. Abime söyledim, çiçek gönderdim, diye. Uzun süre şakacı mıyım, ciddi miyim inanamadı. Er kişiye çiçek gönderilmez, ömür boyu iz bırakacak yaralar açar, dedi. Çevremdeki er kişilere de sordum. Ben sevinirim diyen çıkmadı.

Bu süre içinde ter bastı, kalp atışlarımın sayısı arttı. Abim bombardımana devam etti. İptal koşullarını gönderdi; geç kalma, hata yapma, yapacaksan da 1-2 gün ortalarda dolanma gibi devam etti. Baskılara dayanamayıp Cinli'yi aradım. Evet, iptal etmem gerekiyormuş.

Ah bu er kişilerin hayatı ne zor, hediye gelen çiçeği alacak cesaretleri yok.

Bu kıskançlıkla nereye kadar!

Bu bloga başlarken önce portakal ağacını görmüştüm ve o kıskançlıkla yola çıkmıştım. İçeriğin benimle ilgisi yoktu. Sevimli grafikler, yazma dili ve çok alakalı olmasa da şu içimden silip atamadığım günlük ve benzeri birşeyleri yazma tutkusu... derken sudabalıka başladım.

Bu geçen zamanda pek güzel yazıyorsun, zevkle okuyoruz diyenler arttıkça ben de pek keyiflendim, yazmaya devam ettim. Ama tabi olay günlük benzeri birşey olmaktan da baya bir uzaklaştı.

Cinli geçenlerde bana bir blog linki yolladı. Anca fırsat buldum da baktım. Baktıkça da imrendim. Peki tamam, kıskandım. Hafiye pek güzel yazmış. Hem yazı dili güzel, hem de yazdıklarının çeşitliliği. İşte bu gazla bunları yazıyorum. Daha günlük gibi yazsam ben de... Başıma olmadık belalar açar mıyım?! O, pek rahat arkadaşlarından bahsetmiş, onlarla konuşmalarını yazıvermiş. Ben bunları yazsam 10 kez düşünüp, 1000 kez daralmaz mıyım, canlarını sıkacak birşeyler yazmış mıyımdır diye. Hımm... bilmiyorum.. ama artık bu nehir aynı şekilde…

2. Sörf Deneyimi

5 günlük İzmir tatilinin ortasına 1 günlük Alaçatı ziyareti sıkıştırdım.

Rüzgar tam kıvamındaydı. Çok kalabalıktı eğitim yapılan alan. Eğitim boyunca kısa bir süre 3.2, geri kalanında 2.5 metre karelik yelkenle sörf yapmıştım. Bu sefer en başından 4lük bir yelken ve büyük değil, orta boy bir sörf tahtasıyla sörf yaptım.

Gitmek istediğim yerlere gidebildim. Hatta bir iki asortik dönüş bile denedim ama malesef hepsi fiyasko ile sonuçlandı.

Dönüşte de Alaçatıya uğrayıp çayımı da içtim. Seviyorum işte Alaçatı'yı.

Balık mıdır, maymun mudur?

Resim
Bu balığın hevesleri bitmez! Biri biter, bir başkası başlar. O ne yapsın, keşfedilecek daha çok yeni yeni denizler, yeni denizlerde başka başka balıklar, bitki örtüleri, deniz canlıları vardır. Bu balık bunların olabildiğince hepsini görüp hepsiyle tanışmak ister. Yetmez bir de bunları belgelemek ister.

Şimdiye kadar geçen zamanda da belgeledi kendince. Bir fotoğraf makinası vardı, Kodak DX4530. Berlin gezisinde bilmem kaçıncı kez düşürdü onu, en sonunda pil kapağını zedeledi. Nepal gezisinde çok çekti bu yüzden. Bir de baktı ki pek eski kalmış makinası artık. Dahası Nihani Bey'in makinasına, fotoğraf çekme zevkine imrendi. Hele de çektiği fotoğrafları görünce ben bu işe bir el atayım artık demeden edemedi. Diyorum ya, balık mıdır, maymun mudur belli değil. Balıksa da maymun iştahlı olduğu kesin.

Bir iki soruşturdu. Çok sürmedi, yeni bir fotoğraf makinası aldı kendince: Canon S5IS. Göreceğiz bakalım ne kadar bu hevesinin takipçisi olabilecek, ne kadar güzel fotoğraflar çekebilecek. …

Rüzgara yelken açtım

Resim
Yok, bilemediniz, teknede değildim bu sefer. Gene yeni bir şeyin tadına baktım, rüzgar sörfünün.

Geçen hafta, haftasonları dahil 10 günlük tatil yaptım. Bunun 5 günü Alaçatı'daydım. Tek başıma.
2007 hedefleri arasında birkaç hedef vardı: Kayak, Nepal gezisi ve sörf. Küresel ısınma kayak konusunda beni caydırdı. Ya da bu bahaneyi bulabildim. Neyse... Nepal'e gittim. Sörfü de yaptım işte sonunda.

Malesef benim hayallerime kışın dahil olanlar, yazın vakit gelince dahil olamadılar. Ama ben gene de yılmadım, tek başıma da olsa Alaçatı'nın yolunu tuttum.

Önden otelimi ayarladım. Ilıca'da İleri Otel'de kaldım. Güzel deniz manzaralı, ilçe merkezinde bir 2-3 yıldızlı otel. Çarşamba günü öğlene doğru vardım otele. Mis! Ve fakat işte geçen haftanın en zehir sıcağının yaşandığı gün idi. Eşyaları atıp kumrucu Hüseyin'de aldım soluğu. Kumrumu beklerken boncuk boncuk ter döktüm. Hızla yemeği yiyip otele döndüğümde sıcaktan başım dönüyordu. Sörf okulu için bir telefon görüşmesi ya…

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil b…

Nepal'e dair kalan notlar

Birinci yazıyı yazdıktan sonra, oturup da ikinciyi yazmak zor. Küba için de ummuşum ama yazamamışım.

En genel konuyla başlıyayım. Neler yedim içtim.. Her sabah yumurta yedim. Omlet ya da haşlanmış olarak. Hatta Nepal'de yediğim ilk şey de omlet. Yumurta yemeyenin Nepal'de işi zor. Kahvaltılar yumurta ve zencefilli soğanlı haşlanmış patatesten ibaret desem yeridir. Hayatımda yemediğim kadar çok yumurta yedim Nepal'de. Bufalo eti yedim bir kaç yerde. İlki lastik gibiydi, Baktapur'daki. Yılmadım gene yedim, çok iyi olanlar da çıktı. Kutsal olduğundan dana eti bulmak kolay değil, ama gene de turistlere var. Tavuk yemekleri fena değildi. Pokhara'daki pizza, lazanya, Chitwan'daki sebzeburger gayet başarılıydı. Yemeklerde genel olarak inanılmaz miktarda zencefil ve/veya sarımsak vardı. Ben öyle kolay kolay iğrenmem ama bir ara zencefilden fena halde gına geldi. Sanırım bunda Katmandu'da kaldığımız otel odamıza girişteki yoğun koku da etkili olmuştur. Zencefil neden…

En nihayetinde gittim Nepal'e

Resim
Kaç yıldır gittim gidicem, Maocu gerilların Katmandu'yu kuşatmasıydı, Katmandu'da camilerin basılmasıydı, gidecek arkadaş bulamıyorum derken gittim sonunda.

Yeliz'le birlikte bir tura katıldık. Ama tur şirketiyle değil. Melih Eriş ve Hüma Tunç'un rehberliği ve organizatörlüğünde (www.fotogezgin.com) döküldük yollara. Ortalama bir tur şirketiyle gitmeye göre 400€ kadar daha ucuza geldi. Yedim içtim, yoldu vergiydi, duty free alışverişi derken 1500 Euroluk bir bütçe ile 20-29 Nisan arasında, uçuşlarla birlikte Nepal sokaklarının tozunu attırdım. Tur ekimiz 23 kişiydi. Hüma ve Melih'e ek bir de yerel rehberimiz Samir vardı. Tur ekibinin çoğu (15i) Ankara'lıydı.

Öğlen saatlerinde, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda biraraya geldik. Oradan Gulf Air ile Bahreyn üzerinden aktarmalı olarak başkent Katmandu'ya sabah erken saatlerde vardık. Daha havaalanında eğlence başladı. Sigara içilen, köpeklerin dolandığı bir havaalanı. Hiç bir dijital alet yok. Paramızı ödeyip…

devrik cümle

Bugün, sabah sabah, aklımdan ne çok devrik cümle kurduğum geçti. Bunun neyle ilgisi olabilir diye düşünüp, başladım Google'dan değişik anahtar kelimelerle arama yapmaya. En hoşuma giden yorum Ekşi Sözlük'den çıktı. "Devrik cümle" yazıp getir butonuna tıklayınca karşıma gelen 21 no'lu yorum şöyle:

eylemin fırlamalığı. anlatımda kişinin yapacakları veyahut yapamadıkları ağır basıyorsa o an, ister istemez fiiller bu boşluktan yararlanıp cümlenin istediği noktasına yerleşecektir; tabii ki en başa. devrik cümle fiiller ile noktaların her daim iyi anlaşamadıklarını gösterir bize. noktanın gelmemezliğine karşılık, fiilin gerçekleşme ihtimaline duyulan kırgınlığı ortaya çıkarır. en nihayetinde kaçarlar birbirlerinden.yine de insan istediğini yapmalıdır. yapmayacaksa da noktayı heveslendirmeden yapmayacağını-yapamayacağını ilan etmelidir, herhangi bir yere.(siboreta, 02.02.2006 17:18)

50 yıllık can yoldaşlığı

Pek çok pazar günü gibi pazar gazetelerini aldım. Pazar eklerine bayılırım. Evde kahvaltı hazırlamaya üşendim ve hemen evin altındaki börekçiye yerleştim. Ayşe Arman'ın ropörtajını okumaya başladım. Hasan Pulur'un eşinin vefatıyla biten 50 yıllık beraberliğinin ardından hislerini okudum. Can yoldaşımı, hayat arkadaşımı kaybetttim, diyor Hasan Pulur. Ne şanstır 50 yılını keyifle geçirebileceğin bir hayat arkadaşına sahip olmak. Okudum, okudukça duygulandım, börekçide göz yaşlarıma hakim olamayıp eve dar attım kendimi. İşte ropörtajın linki: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6196456.asp?yazarid=12

tanrısal erkin bedende beliren imgesinden korkanların yazgısı

bir tek beni haksız kıldın.
içtiğim suyun, sûretimi gizlediğim aynanın önünde. gözlerimi ayıramadığım sevinç,
dokunamadığım umut karşısında,
bir harfte bıraktın. herkese aynı dili verdin babil'de. bir beni yaban tuttun.
boğuk ve yabancı bir hırıltı kaldı sesim.
katına miraç eden kalabalıkta ben, koşumsuz bir binekten
bile yoksun kaldım.

güvercin öldü, boynu son kez uzandı mavi atlasa.
beni öldürmedin. yaşama sevinci soktun, yaşamla arama.
arafta bırakmak için önce sesimi, sonra adımı aldın;
adını adımdan çekerek.
adımlayarak ara yeri, kapanmayacak daireyi dolaşmaya yargıladın.
suda gezinesi bir gize mahkûm.
yaklaştıkça artan anafora doğru, cismimden ağırlığı aldın.

kendini haksız kıldın.
öldürmeyerek. yarattığın suyu, seyrettiğin sûreti yabancı gördün.
sevinç ve umuttan sürdün kendini.
harflerin uyumunu yitirdin. konuştuğun dili parçaladın,
sesini kendinden esirgedin. düzlükteki
dirimi, doruktaki cesede değiştin.

gözlerindeki fer söndü çocuğun. son bir çakımla bakan yeryüzüne.
bakışın değdiği yeri bir…

İzmir'e bahar çok güzel gelmiş

Resim
Cumartesi gecesi dışarı çıktım. Alsancak kaynıyordu. Havalar güzelleşince insanlar sokaklara dökülmüş, 2 ay öncesine göre çok farklıydı.

Pazar günü yazlığa gittik. Bahar çok daha güzel hissediliyordu, çiçekler coşmuştu. Ama malesef 3 günlük tatilin en soğuk günüydü ve denize girebilir miyim diye kurduğum hayallerin hiç de gerçekçi olmadığını gördüm. Çantamdaki bikinilerim ıslanamadan geri döndü.

Pazartesi ise izin almıştım. Yola çıkmadan biraz Kordon havası alayım diyerek attım kendimi yollara. Otobüs Hatay Caddesinden gidiyordu. Cadde üzerindeki her iki bina arasından deniz ışıldıyordu. Ne güzellik!

İkiçeşmelik'te indim otobüsten, Kemeraltı'na arkadan girdim. Ben küçükken babamın elinden tutar , her cumartesi uzun uzun yürürdük. Kemeraltı'nda babam mutlaka bana turşu suyu, muzlu süt ve karışık tost alırdı. Saatlerce yürürdük. Canım babam, bazen bana birşeyleri alsın diye saatlerce ağlardım ve o gene de diğer hafta beni yürüyüşe götürürdü. O zamanlar Çankaya'da bit pazarı…

2 Günlük Ankara Keyfi

Resim
Sadece haftasonu Ankara'ya gittim. Trenle gidiş, otobüsle dönüş. Arkadaşımı ziyarete gittim, daha pek çok arkadaş edinip, hoş insanlarla tanışıp döndüm.

Karaköy'den vapura bindim, Haydarpaşa gitmek için. Hava güzeldi. Vapurun yan tarafındaki koltuklara oturdum. Nasıl güzel bir eski İstanbul manzarası, Topkapı Sarayı'nın ve camilerin ışıkları, martılar, dalgalar vapura çarpıp yükseldikçe açığa çıkan mis gibi deniz kokusu ve gökte dolunay. Şairin "Ben Ankara'nın en çok İstanbul'a dönüşüne severim" demesi aklıma geldi. İstanbul uğurladı beni ve geri dönüşümü garanti etmek istercesine çok çok güzeldi.

Tren Garı'na erken varınca direk restoran vagonuna bir bayanın karşısına yerleştim. Biraz kitap, biraz şarap derken, etrafı seyretmeye başladım. Vagon tamamen doldu. Birbirini hiç tanımayan insanlar kısacık bir zaman diliminde çok koyu sohbete daldılar. Kıskandım onları. Ben de karşımdaki bayanı dürtükledim ve güzel bir sohbet başladı. Ortak bir zevkimizle ga…

Yaz gelsin artık

Yaz gelse de yüzsek, suda çırpınsak!.. Bu haftasonu Milliyet'in Pazar ekinde gördüm Orhan Veli'nin bu şiirini, tam da Boat Show fuarından dönmüştüm. Denize özlemim arttı. Yaz gelsin.. Bu yaz sörf yapmayı öğreneceğim.

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
Bakar ağlarım.

Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından:
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi...
Hala tuzlu akar kanım
İstiridyenin kestiği yerden.

Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret.

ORHAN VELİ KANIK

Kapalıçarşı Daha da Güzelleşmiş

Resim
Geçen cumartesi hava çok güzeldi. Açıkhavada iki saat tenis oynadım, hiç de üşümedim.

Öldüm yorgunluktan. Ama güneş beni sokaklara davet etti. Arkadaşımı da ikna ettim, arabayı almadan, tramvayla Beyazıd yaptık. Meyve suyunu yuvarladıktan sonra Kapalıçarşı'ya daldık. Çok güzel kafeler açılmış. Hepsine vay burası da güzelmiş diyerek dolandık, ama gene de bunların hiçbirine oturmadık. Aralarda merdiven altına açılmış bir çayocağında abdest alanları seyrederek yudumladık çaylarımızı. Olabildiğince ara sokaklara daldık. Ben en çok İç Bedesten'i seviyorum. Aşağıdaki fotoğrafta İç Bedesten'in tavanı.

Afganistan'dan gelen doğal taşları satan dükkan sayısı inanılır gibi değil. Çok fazla. Cadde üzerindekilerde fiyat pahalı. Ara sokaklarda dizisi 1 YTL'ye yeşil taşlardan bulmak mümkün.

Ben hep sevmişimdir Kapalıçarşı'yı. Ama bence her gittiğimde daha güzel oluyor. Kapalıçarşı'nın renkliliği, karmaşıklığı, tarihi dokusunda haz almamak mümkün değil. Benim favori rotam şöy…

Berlin özeti

Resim
Gittim geldim Berlin'e. Ne çılgınca gezdim, ne de çılgınca eğlendim. Hava da buz gibiydi. Ama sohbet güzeldi. Bol bol yedim, içtim, eski Doğu Berlin sokaklarında arabayla dolandım. Gene Kollwitzplatz'daki pazara gittim, güzel kahvaltılar ettim, sosisli yemedimse de sosis alıp geldim, Vietnam yemeği yedim, koca bir kap meyveli dondurma yedim, koyu sohbet ve güzel şarap eşliğinde akşam yemeği yedim. En güzeli de yeni bir arkadaş edindim, arkadaşımla da daha da yakınlaştım.

Berlin'e ucuz biletle kısa kaçamak

İki ay kadar önce Germanwings'den gelen 0€'dan itibaren mailine balıklama atladım. Aslında birkaçtır atlıyordum da başarılı olamamıştım. Sonunda bileti ayarladım. Vergiler dahil 150 YTL. Pek ucuz değil mi! Niketim vize almak daha pahallıya patladı.
Nerden çıktı Berlin dersek, bilet ucuzdu demek yeterli olmaz. Bir ara Berlin 2. evim olmuştu. Çok gittim yollarını. Berlin'de günlük hayatın çok içine girdim. Güzel vakitler geçirdim. Çok sevdim Berlin'i.
Sonra Berlin defteri birden kapandı. Veda etmek istedim Berlin'e. Son bir kez gece hayatını hissedeyim, pazar kahvaltısı yapayım, mümkün olursa bisiklet kiralayım, İtalyan restoranına gidip güzel bir et yemeği yiyeyim, şehir sokaklarında sosisli yiyerek yürüyeyim istiyorum.
Sadece iki günlüğüne gidiyorum. Yapmadığım ne yapabilirim diye bakındım. Ne çok şey yapmamışım. O kadar gidip de görmediğim bu kadar çok turistik mekan, müze olduğunu görünce şaşırdım kendime.
Ben pek dayanıklı değilimdir gece geç saatlere kadar dışarda …