25.3.07

50 yıllık can yoldaşlığı

Pek çok pazar günü gibi pazar gazetelerini aldım. Pazar eklerine bayılırım. Evde kahvaltı hazırlamaya üşendim ve hemen evin altındaki börekçiye yerleştim. Ayşe Arman'ın ropörtajını okumaya başladım. Hasan Pulur'un eşinin vefatıyla biten 50 yıllık beraberliğinin ardından hislerini okudum. Can yoldaşımı, hayat arkadaşımı kaybetttim, diyor Hasan Pulur. Ne şanstır 50 yılını keyifle geçirebileceğin bir hayat arkadaşına sahip olmak. Okudum, okudukça duygulandım, börekçide göz yaşlarıma hakim olamayıp eve dar attım kendimi. İşte ropörtajın linki: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6196456.asp?yazarid=12

23.3.07

tanrısal erkin bedende beliren imgesinden korkanların yazgısı

bir tek beni haksız kıldın.
içtiğim suyun, sûretimi gizlediğim aynanın önünde. gözlerimi ayıramadığım sevinç,
dokunamadığım umut karşısında,
bir harfte bıraktın. herkese aynı dili verdin babil'de. bir beni yaban tuttun.
boğuk ve yabancı bir hırıltı kaldı sesim.
katına miraç eden kalabalıkta ben, koşumsuz bir binekten
bile yoksun kaldım.

güvercin öldü, boynu son kez uzandı mavi atlasa.
beni öldürmedin. yaşama sevinci soktun, yaşamla arama.
arafta bırakmak için önce sesimi, sonra adımı aldın;
adını adımdan çekerek.
adımlayarak ara yeri, kapanmayacak daireyi dolaşmaya yargıladın.
suda gezinesi bir gize mahkûm.
yaklaştıkça artan anafora doğru, cismimden ağırlığı aldın.

kendini haksız kıldın.
öldürmeyerek. yarattığın suyu, seyrettiğin sûreti yabancı gördün.
sevinç ve umuttan sürdün kendini.
harflerin uyumunu yitirdin. konuştuğun dili parçaladın,
sesini kendinden esirgedin. düzlükteki
dirimi, doruktaki cesede değiştin.

gözlerindeki fer söndü çocuğun. son bir çakımla bakan yeryüzüne.
bakışın değdiği yeri bir yalımda terk etti bellek.
puslu bir havadan yurt edindin. çakıldığın buhurda adını bakışsız bıraktın.
koyulaştırarak koruduğun korkularla.
hiç kıpırdamayarak artık, yargıçlığa yazgılandın. bilinmeyeni görmeye değil, gizlemeye atandın.

yenilen bir aşireti sarsacak hırıltılı çığlık kaldı bende.
sen yeşerecek bir kavmin, kör mührü oldun.

ahmet orhan


ahmet'in diğer şiirleri...

13.3.07

İzmir'e bahar çok güzel gelmiş

Cumartesi gecesi dışarı çıktım. Alsancak kaynıyordu. Havalar güzelleşince insanlar sokaklara dökülmüş, 2 ay öncesine göre çok farklıydı.

Pazar günü yazlığa gittik. Bahar çok daha güzel hissediliyordu, çiçekler coşmuştu. Ama malesef 3 günlük tatilin en soğuk günüydü ve denize girebilir miyim diye kurduğum hayallerin hiç de gerçekçi olmadığını gördüm. Çantamdaki bikinilerim ıslanamadan geri döndü.
bahar güzelliği
Pazartesi ise izin almıştım. Yola çıkmadan biraz Kordon havası alayım diyerek attım kendimi yollara. Otobüs Hatay Caddesinden gidiyordu. Cadde üzerindeki her iki bina arasından deniz ışıldıyordu. Ne güzellik!

İkiçeşmelik'te indim otobüsten, Kemeraltı'na arkadan girdim. Ben küçükken babamın elinden tutar , her cumartesi uzun uzun yürürdük. Kemeraltı'nda babam mutlaka bana turşu suyu, muzlu süt ve karışık tost alırdı. Saatlerce yürürdük. Canım babam, bazen bana birşeyleri alsın diye saatlerce ağlardım ve o gene de diğer hafta beni yürüyüşe götürürdü. O zamanlar Çankaya'da bit pazarı kurulurdu. Abim, ben ortaokuldayken babamdan beni artık oraya götürmemesini istemişti. Benim gidişlerim bitti, hemen ardından da bit pazarı kalktı zaten. Kemeraltı'nın arka sokaklarında bunları düşünerek, gülümseyerek yol aldım. Hisarönü'ne çıktım ve ilk iş kelle söğüş ısmarladım. Oradan da Kızlarağası Hanı'na girip kahve keyfi yaptım. Öğlen yemeği saatleriydi ve takım elbise kravatlarıyla hana kahve içmeye gelerek öğlen aralarını keyiflendiren insanlar vardı.Kemeraltı - Hisarönü

Konak Pier'e de uğradım. Bir alışveriş merkezi bu kadar mı güzel olur, bu kadar denizle içiçe. İstanbul'da bulamadığım Nepal kitabını da buldum burada.

Kordon'da yürüdüm. Güneş ışıl ışıldı. Hırkamı da montumu da attım attım sırtımdan. Kordon'da yürüyüş yapanlar, banklarda güneşin tadını çıkaranlar, çimenlere yayılanlar, açık havada kahvelerini yudumlayanlar... Çok keyifliydi. Ah benim canım memleketim, dedim. Sonra yolda yürürken dilenciden özür dileyen bir adam gördüm. "Kusura bakma, artık yemek çıkartmıyoruz, bu nedenle sana veremedik, yanlış anlama" diyordu. Çok nazikti.

Bu tatilin en güzel süprizi ise uçakta ortaokul arkadaşıma rastlamamdı. Onun şu anda görüştükleri, benim o zamanki en iyi arkadaşlarımdı. Nasıl cıvıl cıvıldı, enerjik ve sevgi doluydu. İzmir'in kızlarından :) O zamanki arkadaşlarımdan birinin hemen bugün buldum bile. Yaşasın artık İzmir'e gitmek çok daha keyifli olacak.

İzmir fotoğrafları

6.3.07

2 Günlük Ankara Keyfi

Sadece haftasonu Ankara'ya gittim. Trenle gidiş, otobüsle dönüş. Arkadaşımı ziyarete gittim, daha pek çok arkadaş edinip, hoş insanlarla tanışıp döndüm.

Karaköy'den vapura bindim, Haydarpaşa gitmek için. Hava güzeldi. Vapurun yan tarafındaki koltuklara oturdum. Nasıl güzel bir eski İstanbul manzarası, Topkapı Sarayı'nın ve camilerin ışıkları, martılar, dalgalar vapura çarpıp yükseldikçe açığa çıkan mis gibi deniz kokusu ve gökte dolunay. Şairin "Ben Ankara'nın en çok İstanbul'a dönüşüne severim" demesi aklıma geldi. İstanbul uğurladı beni ve geri dönüşümü garanti etmek istercesine çok çok güzeldi.

Tren Garı'na erken varınca direk restoran vagonuna bir bayanın karşısına yerleştim. Biraz kitap, biraz şarap derken, etrafı seyretmeye başladım. Vagon tamamen doldu. Birbirini hiç tanımayan insanlar kısacık bir zaman diliminde çok koyu sohbete daldılar. Kıskandım onları. Ben de karşımdaki bayanı dürtükledim ve güzel bir sohbet başladı. Ortak bir zevkimizle gayet keyifle bitirdik sohbetimizi: Salsa :) Sonra artık yiyip içmediğimiz için restorandan neredeyse kovulduk. Yataklı da almıştım biletimi. Ne güzelmiş. Tosur tosur uyuyarak geldim Ankara'ya. Tren iner inmez şaşkına döndüm. Daha ilk ayrımda sağa mı sola mı gideceğimi bilemedim. Genç bir bey yardımcı oldu bana. Metroya da binmiş oldum onun sayesinde. Eskişehir'de Anadolu Üniversitesi'nde öğretim görevlisi imiş. Kızılay'a kıraathaneye gidiyorum, orada bir arkadaşımla buluşup, fosforlu bileşikler üzerine birlikte çalışacağız, dedi. Komik değil mi.

BeypazarıAnkara'da ilk durak Eymir'e götürdüler beni. Göl kenarında bir restoranda balık yedik, sohbet ettik. Oradan sonra Papsi'de içtik. Sonra evde arkadaşlarla birlikte yemek yedik. Arkadaşlarla dediysem koca masada sadece iki kişiyi tanıyordum aslında. Ama hiç yabancılık çekmedim, tanıştığım hiç bir insandan rahatsızlık duymadım. Pek keyifliydi. Öyleki cumartesi gecesi uykusuz geçti anca pazar sabah altıda uykuya dalabildim.


Ankara gezisini Beypazarı'nı gezerek bitirdim. Safranbolu evlerine benzer evleri var. Ama Safranbolu evleri daha güzel. Dolma güzeliBeypazarı yerlileri turizmden gayet faydalanıyorlar. Hepsi stand açıyor. Değişik otlar, hediyelikler, tarhana, erişte falan satıyorlar. Ben de eliboş dönmedim tabi. Bir-iki saatim daha olsun isterdim ama ben otobüse yetişeceğim için erken dönmek zorunda kaldık. Bu arada Beypazarı'nın yaprak dolması müthiş güzel. Yemeden dönmeyin.
Beypazarı
Kıssadan hisse, Ankara'da pek de bir yer görmedim. Ama çok güzel vakit geçirdim. Değişik insanlarla tanıştım, uzun keyifli muhabetlere katıldım, yedim, içtim, dans ettim, gezdim geldim. İstanbul'a dönüşü pek sevemedim. Çok yorgundum. Trenin rahatlığından sonra yarı sürede beni İstanbul'a ulaştıran otobüs yolculuğu kabus gibi geldi. Umarım çok arayı açmadan keyifli bir Ankara yolculuğuna daha yelken açabilirim.