25.5.07

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

Yazarı kesin değil malesef. Can Dündar ya da Can Yücel.

20.5.07

Nepal'e dair kalan notlar

Birinci yazıyı yazdıktan sonra, oturup da ikinciyi yazmak zor. Küba için de ummuşum ama yazamamışım.

En genel konuyla başlıyayım. Neler yedim içtim.. Her sabah yumurta yedim. Omlet ya da haşlanmış olarak. Hatta Nepal'de yediğim ilk şey de omlet. Yumurta yemeyenin Nepal'de işi zor. Kahvaltılar yumurta ve zencefilli soğanlı haşlanmış patatesten ibaret desem yeridir. Hayatımda yemediğim kadar çok yumurta yedim Nepal'de. Bufalo eti yedim bir kaç yerde. İlki lastik gibiydi, Baktapur'daki. Yılmadım gene yedim, çok iyi olanlar da çıktı. Kutsal olduğundan dana eti bulmak kolay değil, ama gene de turistlere var. Tavuk yemekleri fena değildi. Pokhara'daki pizza, lazanya, Chitwan'daki sebzeburger gayet başarılıydı. Yemeklerde genel olarak inanılmaz miktarda zencefil ve/veya sarımsak vardı. Ben öyle kolay kolay iğrenmem ama bir ara zencefilden fena halde gına geldi. Sanırım bunda Katmandu'da kaldığımız otel odamıza girişteki yoğun koku da etkili olmuştur. Zencefil nedeniyle yemeden içmeden kesilen oldu. Turumuzun sonunda zehirlenen oldu. (Doktor su nedeniyle olabileceğini söylemiş ki sözkonusu şişe sudur.) Öğünlerini patates kızartmalarıyla geçirenler oldu. Ben her zamanki gibi hiç aç kalmadım. Ne bulduysam yedim. Hatta kilo bile aldım.

Şarap üretimi yok. Bu nedenle şaraplar İspanya ve İtalya'dan ithalmiş. İçtiğim tüm şaraplar başarılıydı. En yaygın içkiyse Everest marka biraydı. Yerel içkileri rakşiyi (bunun yazılışını ve hatta adını bile uydurmuş olabilirim.) ise sadece Katmandu'daki Nepal gecesinde içtik. Konyak gibi geldi bana tadı, boğazyakangillerden. Bizim poşet çaydan içmek için black tea demek lazım. Aksi halde Nepal çayı geliyor. Sütlü ve şekerli çay, Nepal çayı oluyor. Sokaklarda yaygın olarak gazoz satılıyor. Bildiğimiz Fanta, kola şişelerine kendi yaptıkları gazozları doldurmuşlar. Arkadaşlardan birinin bakkaldan aldığı Coca-Cola'nın kapağı Fanta çıktı. Çeşme suyunun içilmesi kesinlikle tavsiye edilmediğinden alınan kolaya da dikkat etmek gerekiyor.

Trafik ters işliyor Nepal'de. Bir dönem İngilizler'in sömürgesi imişler. Ve hatta Hindistan-İngiltere mücadelesinde Hindistan'a destek verdikleri için İngiltere 150 yıl kadar (1950 civarlarına kadar) Neplalliler'e yurt dışına çıkış yasağı getirmiş.

Nepal'de inanç dağılımı şöyle: %90 Hindu, %9 Budist, %1 diğer. Velhasılı hiç cami görmedim. "Vay müslümansınız, o zaman size çok iyi bir fiyat vereceğim" cümlesini duyanlar çok daha yüksek rakamlarla karşılaştıklarını söylediler.

Yeme içmeden sonra seyahatteki en önemli konulardan biri de hediyelik eşyalardır. Nepal bu konuda cennet. Bir kere Türkiye'ye göre çok ucuz. Biblolar, ahşap işçilikleri, Thankalar (pirinç kağıdı üzerine boyamalar), dağcılık malzemeleri, kıyafetler... Bunların pek çoğunu Türkiye'de bulmak mümkün, sadece daha pahallılar.

Havaalanlarında hiç bir dijital aygıt yok. Çok ilkel. Sigara içiliyor, köpekler rahatlıkla dolanıyor, bilgisayar yok, bavullar tek tek açılıp bakılıyor...

Maocular yakın zamana kadar sıcak mücadele içindelermiş. Şimdiyse iktidar ortağılar. Bu konuda garip bir hikaye var. Ülke yakın zamana kadar kutsal da kabul edilen ve çok sevilen kral tarafından yönetiliyor. Fakat oğullarından biri, bir gün kralı ve diğer tüm kardeşlerini öldürdükten sonra intihar ediyor ve aileden başa geçebilecek kimse kalmıyor. Halk günlerce sokakta yatıyor. Çok sevdiğimiz kralımız ölmedi, geri gelecek diyorlar. Çin'in Hindistan'dan öne çıkarak Nepal üzerinde etkili olma çabası var. İşte bu aralar Maocular faaliyetlerini artırıyorlar. Hatta başkent Katmandu'yu kuşatacak kadar güçleniyorlar. Yerel rehberimiz Samir anlattı bunları. Okuyup araştırıp en doğru bilgileri burada aktarıyor değilim. Samir Maocuları sevmiyor, açıkca belli. Ama sevenleri, Che şapkasıyla dolananları da gördük.

Fotoğraflar fikir veriyordur. Nepal halkı fakir. Yeme içme alışkanlıkları, temizlik alışkanlıkları bizim için pek dayanılır gibi değil. Kadınları erkeklere göre çok daha bakımlı. Genel olarak kısa boylular. Hintlilerle Çinliler arasındalar, kısa boylu, biraz çekik gözlü ve karalar. Bizdeki kadar olmasa da onlarda da reklam tabelaları yaygın. Özellikle Pepsi reklamı hepimizin dikkatini çekti. Pepsi şişesine uzanan bir kadın. Çok pişmanım bir fotoğrafını çekmediğim için. Bir de ünlü sigaraları var: Surya. Aslında en yaygın olan ve beni en çok düşündüren Surya'nın reklam tabelalarıydı. Yatlar, iş adamı tiplemeleri, golf oynayanlar... Esinlen, de sloganlarıydı. Bu insanlara ne ifade ediyor olmalı diye düşündüm. Çok çok ilgisizdi, o tabelalar asılı oldukları yerlerle. Şimdi düşünüyorum da bu bizim ülkemiz için de geçerli.

Onca yüksek ülkedeyiz, etrafımızda deli ışıklanmış şehirler yok, yıldızları görürüz diye umdum. Malesef yağmur bulutları hep pusudaydı ve umduğum kadar yıldız göremedim.

Bu yazıyı nasıl bitireceğimi, nasıl bağlayacağımı bilemedim. Hala da atladığım konular vardır sanırım. Ama artık böyle bitsin...

7.5.07

En nihayetinde gittim Nepal'e

Kaç yıldır gittim gidicem, Maocu gerilların Katmandu'yu kuşatmasıydı, Katmandu'da camilerin basılmasıydı, gidecek arkadaş bulamıyorum derken gittim sonunda.

Yeliz'le birlikte bir tura katıldık. Ama tur şirketiyle değil. Melih Eriş ve Hüma Tunç'un rehberliği ve organizatörlüğünde (
www.fotogezgin.com) döküldük yollara. Ortalama bir tur şirketiyle gitmeye göre 400€ kadar daha ucuza geldi. Yedim içtim, yoldu vergiydi, duty free alışverişi derken 1500 Euroluk bir bütçe ile 20-29 Nisan arasında, uçuşlarla birlikte Nepal sokaklarının tozunu attırdım. Tur ekimiz 23 kişiydi. Hüma ve Melih'e ek bir de yerel rehberimiz Samir vardı. Tur ekibinin çoğu (15i) Ankara'lıydı.

Öğlen saatlerinde, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda biraraya geldik. Oradan Gulf Air ile Bahreyn üzerinden aktarmalı olarak başkent Katmandu'ya sabah erken saatlerde vardık. Daha havaalanında eğlence başladı. Sigara içilen, köpeklerin dolandığı bir havaalanı. Hiç bir dijital alet yok. Paramızı ödeyip, kapıdan aldık vizeyi. Bavullarımızı aldığımız yer curcunaydı. Ekip toplansın diye beklerken, dışarıda yolcu kapmaya çalışanların itiş kakışlarını seyrettik. Bir yandan da kalbimizin çarpıntısı arttı. Geldik işte, hadi bakalım nasıl bir yermiş merakı bastı.

Bindik tur midibüsümüze (oranın standartlarının baya bir üzerinde Tata marka midibüs). İlk güzelliği bize Samir yaptı. Çiçekten kolyelerimizi taktı boynumuza tek tek. Bu çiçekleri daha sonra tapınak civarlarında da çok gördük.
Otele yerleştik. Baştan söyleyeyim kaldığımız hiç bir otel Türkiye'nin yıldızlı otelleriyle karşılaştırılmaz. Basit oteller, sıcak suyu var, böcekler cirit atmıyor, asansörleri yok.
Katmandu
Katmandu günlerinde Hindu ve Budist tapınaklarını gezdik. Bir gün de Baktapur'a gittik. Burade da bol bol tapınak gezdik. Doğrusu ya yıllardır gidemediğim için sanırım çok daha büyük bir beklenti oluşturmuşum kafamda. Büyülü bir masal alemine dalmayı bekliyordum. Klasiktir beklenti ne kadar büyükse, yaşanan bu beklentiyi o kadar karşılayamaz. Doğrusu ya, ben de felsefi derinlikleri pek de olmayan biri olarak Efes'i gezer gibi gezdim başta. Ama tabi Efes'le karşılaştırmak saçma olur. İnsanlar orada kendi inançlarını, düzenlerini yaşamaya devam ediyorlar. Çok geride kalan birşey değil gezilen. Swayambunath Tapınağı'nda maymunlar her tarafta. Elimizde yiyecek bir şey olmaması için uyarılıyoruz ki, kafamıza maymunlardan darbe almayalım. Alınlarında kırmızı pirinçli gönül gözleri açılmış insanlar çevremizde. Hiç görmediğimiz şekilde ibadet ediyorlar. Fakirler ve beraberinde güler yüzlüler. İşte yavaş yavaş yabancılıktan çıkıp hissetmeye başlıyorum. Onlarla birlikte çarkları döndürmeye başlıyorum. Renkli sarili kadınlara bakıyorum. Çok istiyoruz biz de Yeliz'le onlardan giymeyi. Ama olmuyor malesef, sari almayı beceremiyoruz. Swayambunath dönüşü yaşayan tanrıçalardan Kumari'yi görüyoruz. Yılda bir halkın arasına karışırmış. Bir tahtta oturuyor, halk büyük saygı gösteriyor. Kumari, makyajlı bir kız çocuğu, 10 yaşında yok. Ertesi gün Baktapur'da meydanda süslü bir araba görüyoruz. Meğer her ilin ayrı bir Kumari'si varmış. Baktapur'un Kumarisinin arabası meydanda kırılmış ve orada bırakmışlar. Üzerinde çocuklar oynuyordu.

KatmanduÖlü yakma törenlerini izliyoruz. Alta kalın kalaslar yerleştiriliyor üstüne beyaz bir kumaş, onun da üzerinde ölünün bedeni. Görebildiğim kadarıyla yüzü açık. Sevdikleri, yakınları tek tek gelip çevresinde dolaşıyorlar, ayaklarını öpüyorlar, üstüne çiçekler döküyorlar. Sonrasında yakma işlemi başlıyor. Yanık deri kokusu etrafı sarmış. Külleri nehre döküyorlar. O nehrin Ganj'a karışacağı ve küllerin oraya varacağı inancıyla. Pashapunath Tapınağı çok daha geniş bir alan. Burada belgesellerde gördüğümüz tipte insanlar var, buralarda yatıp kalkan, kendini ibadete vermiş olan. Hindu Tapınaklarının içine Hindu olmayanların girmesi yasak. Ancak çevresinde dolanabiliyoruz. Tapınaklarda ahşap işçiliği inanılmaz. Bazı tapınaklarda Tantrik figürler var. Biz de meraklı meraklı farklı pozisyonlarda sevişen farklı hayvanların ve insanların tahtaya oyulmuş figürlerine bakıyoruz. Doğrusu ya en çok onlarla ilgilenmiş de olabiliriz!

KatmanduBaktapur dönüşü yağmur nedeniyle gezemediğimiz Durbar Meydanı'nı gezmeyi hedefliyoruz. Ama nafile! İnanılmaz bir trafik var. Hele Katmandu içindeki trafik inanılmaz. İstanbul trafiğini özlüyoruz. İki şerit yollar şehrin merkezindeki Thamel'de, bir gidiş bir dönüş. Kaldırım: Hiç yok! Bol motosiklet, hurda araba, klaksiyon sesi ve ters akan trafik. İstanbul'un trafiğine laf ederken bir daha düşüneceğim bundan sonra. Hava 25-30 derece arası. Çok nem var. Muson yağmurları başladı başlayacak. Her akşamüstü 1-2 saat inanılmaz yağmur yağıyor. Nerdeyse mevsimi kaçıracakmışız.

Tatamıza atlayıp Chitwan'ın yolunu tutuyoruz. Daha önce gördüğüm teraslardan oluşan tarım alanları her taraf. Manzara çok güzel. Öyle meyilli ki Nepal'in toprakları hep teraslama yapılmış. Manzara çok güzel, tur ekibimizin de keyfi güzel. Nepal anlatımına ara verip, ekibimizden bahsetmek istiyorum. Hiç kimse yoktu ki "ah bu kişi olmasa tur çok daha iyi geçerdi" diye düşünelim. Tur bitiminde birbiriyle bir çift laf etmemiş iki kişi kalmamıştır. Ben çok yalnız ya da iki kişi olarak gezmiş biri değilim. Çoğunlukla turlarla gidiyorum tatile. Hani derler, turla değil bireysel gidersen çok daha iyi tanırsın gittiğin yerin insanlarını diye, eminim doğrudur. Ama turla her gittiğim tatilde de kendi ülkemin değişik insanlarını tanıdım. Ve bundan hep çok keyif aldım. Nepal tur ekibi de her bireyiyle ayrı bir güzellikti diyebilirim. Hepsini tanıdığıma ayrı ayrı memnun oldum, onlardan birşeyler öğrendim.
Chitwan
Chitwan'da nehir kenarında bir otelde kaldık. Kapısı antika asma kilitlerle kapatılan, banyosu orman manzaralı bir oda idi. Yıkanırken böyle güzel manzara görmemiştim daha önce. Chitwan'a vardığımızın ilk gecesi dinlendik. Dinlenirken de Serap Teyze'nin ta Nepal'e taşımayı ihmal etmediği Türk kahvesini yudumladık. Ah bir de fal bakabilseydik! Ertesi sabah erkenden kalktık ve kano turu ile aktivitemize başladık. Nehirde timsahları gördük ve mavi renkli güzel tepeli kuşları. Sonra tek sıra halinde gerilla yürüyüşü ile ormana daldık. Hayvanat aleminin herbirinden korkan Yeliz, gergedanlara en çok yaklaşan ve yüzyüze gelen ilk kişi oldu. Yerel rehberimiz durdurdu bizi hemen. Bir ay kadar önce muhatap olmuş gergedanlarla ve pek hoşlanmamış belli ki. Rehberin elinde bir sopa, biz de fotoğraf makinası. Bu arada gergedan düşmanına nasıl davranır bunu konuşuyoruz. "Önce bir boynuz darbesiyle yere düşürür ve sonra 3 tonluk ağırlığıyla üstüne çıkar. Başka bir şey yapmasına gerek kalmaz.." Annecimmm hızla hedefe varmak istiyorum. Çok cengavermişiz diye düşündüm. Rehberimiz gergedan kovalarsa büyük bir ağacın arkasına saklanmamız gerektiğini söylüyor. Ne hoş! Etrafta büyük ağaç yok. Çok uzunlar ve fakat kalın değiller! Bu gergedan denen havan boynuzu nedeniyle hangi kalınlıktaki ağaçta beni göremez acaba diye kara kara düşünürken, gergedanların çevresinde büyük bir yay çizerek fil yetiştirme çiftliğine varıyoruz. Ohh, derin bir nefes!

Elimizdeki kurabiyelerle filleri besliyoruz, seviyoruz onları. Gene de çok yaklaşmamız için uyarılıyoruz ki çantamızı, fotoğraf makinamızı kaptırmayalım. Çok güzeller, inanılmaz sevimliler. Hele de yavrular... En küçüğü bir aylık kadardı. Dünya tatlısıydı. Bir filin hortumunda 450 küsur kas varmış. Ne rakam! Fillerin tüyleri var mıdır? Yok biliriz. Yok gerçekten. Kılları da yok. Bana kalırsa dikenleri var. Bir havyanın kılları bu kadar mı sert olsun! Komikler, seyrek saçlı gibiler, ya da seyrek dikenli.

Otele dönüyoruz. Filleri nehirde yıkama aktivitesi var. İsteyen katılıyor tabi. Çok kararsızım. Herkesin aklında bir ay içinde duyduğumuz haber var, yetiştiricisini öldüren çıldırmış fil. Biraz tırsıyorum ama bu fırsat nasıl kaçar, diye düşünürken Ali Bey ve Yıldız Hanım şortlarıyla emin adım nehre ilerliyorlar. İşte bu start tabancasının ateş aldığı andır! Koşarak bikinilerimi, şortumu giyip nehre iniyorum. Bana file nasıl bineceğimi gösteriyorlar. Önce kulaklarından tutup sonra hortumuna basıp üstüne tırmanıyorum. Off çok güzel! Hortumuyla beni yıkamaya başlıyor. Çok yüksekteyim. Başını okşuyorum, seviyorum onu. Sonra benim keyfimi gören Hüma atlıyor suya. O da file tırmanmaya çalışıyor. O ne tırmanış! Önce filin gözüne basıyor, sonra geçirdiği gülme krizi nedeniyle bir süre filin kafasının üstünde vakit geçiriyor. Sonunda da tırmanıyor file, "Ben Nasrettin Hoca'nın torunuyum, file de ters binerim" diyerek. Filcağız dayanamayıp suya atıyor bizi. Elimize verdikleri taşlarla filimize kese atıyoruz, karnına başımızı koyup seviyoruz onu. Sonra da nehrin kahverengi sularında eğleniyoruz. Bu aktivite hayatım boyunca unutamayacağım güzellikteydi. Nepal turunda en çok bundan keyif aldım.

Chitwan - Fil SafariAkşamüstü ise dörder kişilik gruplar halinde fil safariye çıkıyoruz. Yola çıkmadan muzlarla besledik onları. Peşin peşin rüşvetimiz verdik. 8 Kadar gergedan, 2 geyik ve güzel kuşlar gördük fillerin üstündeyken, nehrin sularına girdik çıktık, yağmur atıştırmaya başladı, yağmurda yol aldık. Filin üstündeyken gergedanlar tehlike oluşturmuyormuş. Çok yukarıda oluyorsunuz filin üstünde ve çok sallantılı yol alınıyor. Filler dönüşte bizi otelimize kadar bıraktı. Üstüne soğuk biralarımızı açtık, Yeliz'in bir hayvanlı aktiviteyi daha başarmış olmasını kutladık. Uzakta, ormanın ardında bulutlardan boşalan yağmuru gördük. Yarım saat sonra o yağmur bizim üstümüze yağıyordu ve artık o çok yakınımızdaki aynı orman kesinlikle görünmüyordu. Ben romantizm yapıp çatıya çıkmaya heveslendim ama şiddetli muson yağmuru beni geri püskürttü.

Chitwan'daki ilk gece orada yüzyıllardır yaşayan Hindistan'daki Tar Çölü'nden gelen, Taru halkının folklör gösterilerini izledik, onlarla birlikte Taru dansı yaptık. Yılar sonra hala sıtmayı yenmiş bir halkın bireyi olmaktan gurur duyuyorlardı. Türkiye'de de sıtma şiddetini hissettirmiştir ve gene de ne kadar da geçmişte kalmıştır. Kendilerini sopalarla koruyarak yıllarca düşmanlarıyla savaşmışlar. Dedim ya, ormandaki yerel rehberimizin de elinde sopa vardı diye; her ne kadar sopayı kullanmaktaki maharetlerini gördümse de içimi rahatlamadı doğrusu.

Chitwan'dan Pokhara'ya geçtik. Dünyanın 8000 metreden yüksek 10 zirvesi varmış, bunlardan sekizi de Nepal'deymiş. Biri malum Everest. Diğerleri de Pokhara civarında. Buralar dolayısıyla dağcıların cennet mekanlarından. Çok turist var. Çoğu da hippi. Atmosfer daha garip oluyor doğrusu, bu kadar çok Nepalli ve turist bir arada. Bu Türkiye'de çok sayıda turist görmekten farklı bir görüntü.

Burada deli dağcılık malzemesi alışverişi yapıyoruz. Yağmur ara ara bastırmaya devam ediyor. 3-4 saatlik planlanlanan yürüyüşe gitmiyoruz biz, ne işimiz var bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken. Ama vazgeçmeyenler var ekibimizde. Hepsi de sağlarında sollarında sülüklerle geri dönüyorlar. Hele Hüma'dan 18 sülük çıkıyor. Neyseki Hüma akıllılık etmiş ve bu konuyu baya bir araştırmış Türkiye'deyken. Bunca bilgisi sülüklenmesinin önüne geçemediyse de, toplardamarlara kafasını sokan sülükleri, damarları parçalamaması için çekmemesi gerektiğini öğrenmiş. Kuytu köşelere kaçmayı hedefleyen sülüklerin hedeflerine varmalarını da yaptığı uyarılarla engellemiş. Sülüklerin üstüne tuz dökünce bırakıveriyorlarmış kendilerini. Ama bıraktıkları yaralar 24 saat sonrasında bile ara ara kanamaya devam ediyordu.
Pokhara - masaj ve berber salonu
Onlar sülükle mücadele ederken, biz bilardo oynadık. Ardından bisiklet kiralayıp ara sokaklara daldık, en sonunda da masörlerin ellerine bıraktık kendimizi. Mayışmaktan küçücük olmuş gözlerle çıktım masajdan.

Ertesi sabah, 7 saat civarında süreceği öngörülen, çok tırmanışlı olduğu söylenen bir yürüyüş vardı. Sülük korkusundan vazgeçmiştim. Hatta sabah gene bisiklet kiraladım ki alışveriş yapmayayım ve sokak aralarına dalayım. İyi de gidiyordu. Fakat bisitletin üstünde havaya girdim ve yürüyüşe katılmaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım. Molalarla 3,5-4 saat kadar sürede zirveleri daha iyi görebileceğimiz Sarangot'a vardık. Yaklaşık 700m. yükseldik ve 10 metre yatay yol gitmeden devamlı tırmandık. Çok güzeldi. Paragliding yapanlar bile aşağımızda kaldılar. Akşam konaklayacağımız pansiyona vardığımızda, dilimiz sarkmıştı ama son bir gayret zirveye de tırmandık. 1700 metreye yakın bir Chitwan - Fil Safariyükseklikteydik ve çok yüksekte hissediyorduk kendimizi. Fakat önde daha yüksek dağlar, onların ardında daha da yüksekleri. Çok etkileyiciydi. Sabah da güneşin doğuşuna geldik buraya. Ama malesef bulutlardan pek de muhteşem bir manzaraya tanıklık edemedik. Tırmandığımız yolu, ertesi sabah aynen yürüyerek indik. 2,5 saat kadar sürdü, fakat yorgunluğu ve baldırlarımızda bıraktığı sızı, çok daha uzun.

Dönüşümüz malesef çok yorucu oldu. Önce dolmuş uçak gibi 40 civarında yolcu alan Yeti Havayolları'nın uçağıyla Katmandu'ya, oradan Umman'ın başkenti Muskat'a ve Muskat'tan da Bahreyn'e uçtuk. Sabah 2 gibi yatağa dar attık kendimizi. Ertesi sabahın köründe de Bahreyn'den İstanbul'a giden uçakla ülkemize vardık. 24 saat içinde 4 uçuş. Ankara'ya, İzmir'e gidecekler için çok üzüldüm doğrusu. Zira vardığımız gün, akşam yatana kadar başımın dönmesi hiç durmadı.

Bu yazı çok uzun oldu. Daha anlatılacak şey var aslında: Yemekler, içecekler, havaalanlar, bakkallar, sokak satıcıları.. Ama daha uzatmayayım. Umarım bir atılım daha yapar bunları da yazıya dökerim.

Turumuzun en profesyonel fotoğrafçısı Nihani Bayındır'ın çektiği fotoğraflar için tıklayın..

Tüm Nepal fotoğrafları için tıklayın..