24.7.07

Balık mıdır, maymun mudur?

Bu balığın hevesleri bitmez! Biri biter, bir başkası başlar. O ne yapsın, keşfedilecek daha çok yeni yeni denizler, yeni denizlerde başka başka balıklar, bitki örtüleri, deniz canlıları vardır. Bu balık bunların olabildiğince hepsini görüp hepsiyle tanışmak ister. Yetmez bir de bunları belgelemek ister.

Emektar Kodak DX4530Şimdiye kadar geçen zamanda da belgeledi kendince. Bir fotoğraf makinası vardı, Kodak DX4530. Berlin gezisinde bilmem kaçıncı kez düşürdü onu, en sonunda pil kapağını zedeledi. Nepal gezisinde çok çekti bu yüzden. Bir de baktı ki pek eski kalmış makinası artık. Dahası Nihani Bey'in makinasına, fotoğraf çekme zevkine imrendi. Hele de çektiği fotoğrafları görünce ben bu işe bir el atayım artık demeden edemedi. Diyorum ya, balık mıdır, maymun mudur belli değil. Balıksa da maymun iştahlı olduğu kesin.

Canon S5ISBir iki soruşturdu. Çok sürmedi, yeni bir fotoğraf makinası aldı kendince: Canon S5IS. Göreceğiz bakalım ne kadar bu hevesinin takipçisi olabilecek, ne kadar güzel fotoğraflar çekebilecek. Ne de olsa çektiği fotoğrafları buraya koyacak, biz de göreceğiz.

3.7.07

Rüzgara yelken açtım

Yok, bilemediniz, teknede değildim bu sefer. Gene yeni bir şeyin tadına baktım, rüzgar sörfünün.

Geçen hafta, haftasonları dahil 10 günlük tatil yaptım. Bunun 5 günü Alaçatı'daydım. Tek başıma.
2007 hedefleri arasında birkaç hedef vardı: Kayak, Nepal gezisi ve sörf. Küresel ısınma kayak konusunda beni caydırdı. Ya da bu bahaneyi bulabildim. Neyse... Nepal'e gittim. Sörfü de yaptım işte sonunda.

Malesef benim hayallerime kışın dahil olanlar, yazın vakit gelince dahil olamadılar. Ama ben gene de yılmadım, tek başıma da olsa Alaçatı'nın yolunu tuttum.

Önden otelimi ayarladım. Ilıca'da İleri Otel'de kaldım. Güzel deniz manzaralı, ilçe merkezinde bir 2-3 yıldızlı otel. Çarşamba günü öğlene doğru vardım otele. Mis! Ve fakat işte geçen haftanın en zehir sıcağının yaşandığı gün idi. Eşyaları atıp kumrucu Hüseyin'de aldım soluğu. Kumrumu beklerken boncuk boncuk ter döktüm. Hızla yemeği yiyip otele döndüğümde sıcaktan başım dönüyordu. Sörf okulu için bir telefon görüşmesi yaptım. Bugün pek rüzgar yok istersen dinlen dediler. Ne hüsran! Alaçatı'da bile rüzgar yok! Sıcaktan uyudum mu bayıldım mı bilemiyorum. Gene de öğleden sonra kalkar kalkmaz soluğu sörf okullarının bulunduğu koyda aldım.

Bir iki yere sorduktan sonra Alaçatı Sörf Okulu'nda karar kıldım. Genel olarak söylenen fiyat aynı, 10 saati 300 YTL. Ama pazarlık payı var. Okulumdan genel olarak memnun kaldım. Alaçatı Beach Resort'un içinde. Alaçatı Babylon'da bu komplekste. Böylece otelin havuzundan, plajından ve Babylon etkinliklerinden ücretsiz olarak yararlanabildim. Ve hatta son cumartesi gecemi dolunay eşliğinde Babylon'da Candan Erçetin konseri dinleyerek pek keyifli geçirdim. Otelin içindeki Otto restoranının pizzaları çok güzel, manzarası da.
Koyun yukarıdan görünüşü
Neyse, gelelim sörf olayına. İlk iki gün inanılmaz az rüzgar vardı. Bunu şanssızlık olarak değerlendirmiştim başta. Ama sanırım değilmiş. 2 bayan arkadaşla birlikte 3 kişi ders aldık. O, bugün dinlen istersen, denilen günde hemen derslere başladık. Hemen 2. gün koca koyu bir uçtan diğer uca 2 kez gittik geldik. Vay be olacak bu iş, dedim kendi kendime.

3. gün rüzgar kendini göstermeye başladı. Bir boy büyüttüğüm yelkenimi tekrar küçülttüm. Herkes (tüm acemiler) rüzgar altına doğru sürüklenirken, ben bir türlü rüzgar altına yol alamıyordum. Bunun nasıl olduğunu hala çözemedim. Gücümün çok zorlandığını hissettim. Bir ara nereden girdim bu işe, ne maymun iştahlıyım sorgulamalarına başladım. Baktım olacak gibi değil dinlendim. Akşamüstü tekrar bindim boardun üzerine. Rüzgar biraz daha sakinleşmişti. İyi oldu. Yelkene rüzgarı nasıl dolduracağımı biraz daha anladım. Daha güzel seyirler yaptım. Rüzgar arttıkça benim kendi kendime konuşmalarım arttı, hadi kızım, dayan, topla popoyu, düşmeyeceksin hadi.. Böyle sayıklarken birinde tam dönüşü yaptım, yelkeni toparladım bir balık hemen önümde suyun üstünde zıpladı. Ah o ne güzellikti.. suda zıplayan balık :)

4. gün rüzgar daha da artmıştı. Bu arada ders almaya niyetlenen ve sörfçüleri izlemeye karar veren, o gün tanıştığım Özgür'ün eline fotoğraf makinamı tutuşturdum ve böylece ilk ve tek sörf yapan Oya fotoğraflarım çekilmiş oldu. Sağolsun. Bir-iki çırpındım. Rüzgar altına yol alamama sorunum devam ediyordu. Hocam Selami baktı olacak gibi değil bana karada ders verdi. Sorun bir türlü popomu toparlayamamdan kaynaklanıyormuş. Düz tutmam gerekiyor yani vücudumu. Bunu biliyordum aslında. Gene de bu ara ders işe yaradı. Tekrar çıktığımda boarda çok daha iyiydim. Sonraki 2 saat baya başarılıydım. Arada şarkı bile mırıldanmaya başladım. O rüzgarlarda daha önce cesaret edebildiğim yerlerden biraz daha uzağa gidebildim, çok daha iyi seyirler ve dönüşler yaptım. O gün bir daha sörf yapamadım malesef. Rüzgar gitgide şiddetlendi. Benim gözüm yemedi. Yediğindeyse Selami otur sen dedi bana.

5. günse ders iptal oldu. 7 knot şiddetinde rüzgar vardı çünkü. Alaçatı tatilimi planladığımdan daha erken tamamlamak zorunda kaldım. Ellerim çok acıdı. Birkaç parmağımın derileri yüzüldü. 4. gün yelkene gücüm yetiyordu fakat, parmaklarımın acısı bumbayı (yelkeni yatay kesen tutamaç) istediğim şekilde kavramamı engelliyordu.

Bu arada bol bol düştüm boardun üzerinden tabi. 5-6 çiziğim var. Bir kere de boardu çekerken, arkada suyun içindeki kuyruğu (fin, galiba bir adı da yüzgeç) parmaklarımın arasına sapladım. Farkına varmadan kavruldum. Bir tüp Bepanthene kremini bitirdim. Bir gün şu kolu ve bacağı yarım kapalı elbiselerle sörf yaptım, bir gün de şortla. Ama diyebilirim ki, hala tek parçayım.

Güzel miydi.. evet, güzeldi. Gene yapacak mıyım.. evet, zaten 2 saatlik alacağım kaldı. Artık her Ürkmez'e yazlığa gidişimde günübirlik kaçamak yapıp sörf yapacağım. Zor mu.. evet gerçekten zor. Başı, beli bir yerleri sakatlamak mümkün. Ama bana kalırsa araba sürmekten tehlikeli değil. Denizi sevenlere, sınırlarını zorlamayı sevenlere sörfü tavsiye ederim.

Son bir şey. Alaçatı'yı gene sevdim. Kesinlikle Türkiye'nin bir kasabası gibi değil. Bir kasaba olduğu gibi böyle güzel mi restore edilir.

2 dipnot eklemek isterim:

Dipnot 1: Fotoğrafta da görülüyor, rengin koyulaştığı bir hat var. Oraya kadar derinlik 1-1,5 metre. Oradan sonra birden orası 30 metre derinliğe çıkıyormuş. 1700lerde Çeşme'de deprem olmuş. Ve o hat fay hattıymış. Taa Yunanistan'a kadar devam ediyormuş. Celal Bayar Ün. İnşaat Fakültesinde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Celal Kozanoğlu'ndan öğrendim bunu. İlginç değil mi?!

Dipnot2: Sörf merkezi, etrafta dolanan insanlarıyla Kaliforniya gibi (Filmlerden gördüğüm kadarıyla tabi).