Kayıtlar

Ağustos, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yanıkdere yürüyüşü

Resim
Gezievi'yle gittik Yanıkdere'ye. Aslında hedef Maşukiye taraflarındaki Kurtköy deresi idi. Fakat alınan istihbaratlar, bu derenin suyunun çok azaldığı yönünde olunca rota değiştirildi.

Çok farklı bir dere yürüşüyüşü değildi. Lüzumsuz uzatmayayım. Gidiş dere içinden, dönüş patikadan oldu. İkisi de ayrı ayrı güzeldi. Öğlen yemeği için duracağımız yere gelene kadar gerçekten yorulduk. Mola yerinde hemen 2 ateş yakıldı. Kolalar dereye soğumaya bırakıldı. Bir ateşte etler, sucuklar; diğerinde soğanlar pişirildi, ekmekler ısıtıldı. Biraz da grup psikolojisinden sanırım yemek çok güzel geldi. Üstüne de helvamız vardı. Onu da ateşte alüminyum folya içinde eritip yedik. Bu yürüyüşlerin gediklileri pek keyifçi oluyor ve mutlaka bir iki trikleri oluyor bu işlerde. Bu folyo işini de onlardan birinden öğrendim.

Yol boyunca da bulduğumuz tüm böğürtlenlere saldırdık. Pek yürünen bir rota değildi, dolayısıyla böğürtlenler arasında dut boyutuna varanlar vardı ki, müthiştiler.

Doğası çok güzeldi Y…

Fatih'te Sur Ocakbaşı

Resim
Bu site gitgide yeme içme sitesine dönmeye başladı. Yapacak bir şey yok, seviyorum yemeyi. Bir de gazetelerin pazar eklerini çok seviyorum.

Bu eklerde de en çok ropörtajları, orjinal yemek tariflerini, gezi yazılarını ve kafe ve restoranlarla ilgili tanıtım yazılarını okumayı seviyorum.

Geçen pazar Milliyet'in pazar ekinde Vedat Milor, Sur Ocakbaşı'nı tanıtmış. Hemen ilgilendim. Fatih'te, Kadınlar Pazarı'nın oradaki Sur'un gidilebilitesi yüksek bir yer olduğu kesindi ne de olsa. Milor pek keyif almış buradan. 5 yıldız üzerinden 4 yıldız vermiş. Tatlısını, saç kavurmasını, çiğ köftesini ve ayranını tavsiye etmiş. İlk fırsatta da büryan kebabını yemeye gelecekmiş. Sur'un sahibi Ali Ustanın geçmişinde çobanlık varmış ve bu nedenle etten ve kesimden de anladığını yazmış. Michelin yıldızı sahibi sayılı şeflerin et kesiminden anlamadığını belirtmiş. Bu gerçekten gerekli midir acaba? Sanırım değil ki bu adamlar bu yıldızları almayı başarmışlar.

19 Ağustosta okudum, 25 Ağ…

Sosyete Kasabı

Resim
Geçende nerede okudum bilmiyorum, sosyete kasabıyla ilgili bir haber okudum. Babadan kasap olan Emre Mermer, ODTÜ'yü bitirdikten sonra kasap işini devam ettirmeye karar vermiş. Cinli ODTÜ'lü ya, benim de bundan dolayı içinde ODTÜ geçen herşeye algıda seçiciliğim arttı. Bir yandan yeme içmeyle ilgili haberler okuyup kenara not etme hevesimi de eklersek, hızla yazının devamını okudum.

Bu kasabın adı Dükkan. Dükkan, Küçük Armutlu'da. Papermoon, Hilton Oteli, Ulus29, Cahide gibi sosyetik restoranlara et veriyorlarmış. Etleri bir yöntemle kurutup dinlendirip iyice lezzetlendiriyorlamış. Sonra Dükkan'ın bir köşesine ızgara atıp kasap-restorana çevirmişler dükkanı. Dolup taşıyormuş.

Yelizcim sağolsun, haftasonu araba verdi altımda. Uzun zamandır arabasızlık nedeniyle haftasonu Boğaz'da kahvaltı yapmak, Yeşilköy'de yürüyüş yapmak gibi zevklerimden mahrum kalmıştım. Hem Cinli'yi gezdirmek, hem de heveslerimi gidermek derken cumartesi sabahı kendimizi kahvaltı etmek iç…

Er kişinin işi zor!

Bugün bir güzellik yapıp yeni işe başlayan Cinli'ye çiçek göndereyim dedim. Aynur'a sordum, ne güzel olur dedi.

Ama hata etmişim, bir er kişiye sormalıymışım. Abime söyledim, çiçek gönderdim, diye. Uzun süre şakacı mıyım, ciddi miyim inanamadı. Er kişiye çiçek gönderilmez, ömür boyu iz bırakacak yaralar açar, dedi. Çevremdeki er kişilere de sordum. Ben sevinirim diyen çıkmadı.

Bu süre içinde ter bastı, kalp atışlarımın sayısı arttı. Abim bombardımana devam etti. İptal koşullarını gönderdi; geç kalma, hata yapma, yapacaksan da 1-2 gün ortalarda dolanma gibi devam etti. Baskılara dayanamayıp Cinli'yi aradım. Evet, iptal etmem gerekiyormuş.

Ah bu er kişilerin hayatı ne zor, hediye gelen çiçeği alacak cesaretleri yok.

Bu kıskançlıkla nereye kadar!

Bu bloga başlarken önce portakal ağacını görmüştüm ve o kıskançlıkla yola çıkmıştım. İçeriğin benimle ilgisi yoktu. Sevimli grafikler, yazma dili ve çok alakalı olmasa da şu içimden silip atamadığım günlük ve benzeri birşeyleri yazma tutkusu... derken sudabalıka başladım.

Bu geçen zamanda pek güzel yazıyorsun, zevkle okuyoruz diyenler arttıkça ben de pek keyiflendim, yazmaya devam ettim. Ama tabi olay günlük benzeri birşey olmaktan da baya bir uzaklaştı.

Cinli geçenlerde bana bir blog linki yolladı. Anca fırsat buldum da baktım. Baktıkça da imrendim. Peki tamam, kıskandım. Hafiye pek güzel yazmış. Hem yazı dili güzel, hem de yazdıklarının çeşitliliği. İşte bu gazla bunları yazıyorum. Daha günlük gibi yazsam ben de... Başıma olmadık belalar açar mıyım?! O, pek rahat arkadaşlarından bahsetmiş, onlarla konuşmalarını yazıvermiş. Ben bunları yazsam 10 kez düşünüp, 1000 kez daralmaz mıyım, canlarını sıkacak birşeyler yazmış mıyımdır diye. Hımm... bilmiyorum.. ama artık bu nehir aynı şekilde…

2. Sörf Deneyimi

5 günlük İzmir tatilinin ortasına 1 günlük Alaçatı ziyareti sıkıştırdım.

Rüzgar tam kıvamındaydı. Çok kalabalıktı eğitim yapılan alan. Eğitim boyunca kısa bir süre 3.2, geri kalanında 2.5 metre karelik yelkenle sörf yapmıştım. Bu sefer en başından 4lük bir yelken ve büyük değil, orta boy bir sörf tahtasıyla sörf yaptım.

Gitmek istediğim yerlere gidebildim. Hatta bir iki asortik dönüş bile denedim ama malesef hepsi fiyasko ile sonuçlandı.

Dönüşte de Alaçatıya uğrayıp çayımı da içtim. Seviyorum işte Alaçatı'yı.