27.8.07

Yanıkdere yürüyüşü

Gezievi'yle gittik Yanıkdere'ye. Aslında hedef Maşukiye taraflarındaki Kurtköy deresi idi. Fakat alınan istihbaratlar, bu derenin suyunun çok azaldığı yönünde olunca rota değiştirildi.

Yelizle Oya Yanıkdere'deÇok farklı bir dere yürüşüyüşü değildi. Lüzumsuz uzatmayayım. Gidiş dere içinden, dönüş patikadan oldu. İkisi de ayrı ayrı güzeldi. Öğlen yemeği için duracağımız yere gelene kadar gerçekten yorulduk. Mola yerinde hemen 2 ateş yakıldı. Kolalar dereye soğumaya bırakıldı. Bir ateşte etler, sucuklar; diğerinde soğanlar pişirildi, ekmekler ısıtıldı. Biraz da grup psikolojisinden sanırım yemek çok güzel geldi. Üstüne de helvamız vardı. Onu da ateşte alüminyum folya içinde eritip yedik. Bu yürüyüşlerin gediklileri pek keyifçi oluyor ve mutlaka bir iki trikleri oluyor bu işlerde. Bu folyo işini de onlardan birinden öğrendim.

Yol boyunca da bulduğumuz tüm böğürtlenlere saldırdık. Pek yürünen bir rota değildi, dolayısıyla böğürtlenler arasında dut boyutuna varanlar vardı ki, müthiştiler.

Doğası çok güzeldi Yanıkdere'nin. Ama rehberimizin dediğine göre derenin suyu yarı yarıya azamış. Evde tv karşısında pineklemektense derede yürüyüş yapmak, bir mücadele içinde olmak, yeni insanlarla tanışmak çok iyi fikirmiş.

Fatih'te Sur Ocakbaşı

Bu site gitgide yeme içme sitesine dönmeye başladı. Yapacak bir şey yok, seviyorum yemeyi. Bir de gazetelerin pazar eklerini çok seviyorum.

Bu eklerde de en çok ropörtajları, orjinal yemek tariflerini, gezi yazılarını ve kafe ve restoranlarla ilgili tanıtım yazılarını okumayı seviyorum.

PeçetelikGeçen pazar Milliyet'in pazar ekinde
Vedat Milor, Sur Ocakbaşı'nı tanıtmış. Hemen ilgilendim. Fatih'te, Kadınlar Pazarı'nın oradaki Sur'un gidilebilitesi yüksek bir yer olduğu kesindi ne de olsa. Milor pek keyif almış buradan. 5 yıldız üzerinden 4 yıldız vermiş. Tatlısını, saç kavurmasını, çiğ köftesini ve ayranını tavsiye etmiş. İlk fırsatta da büryan kebabını yemeye gelecekmiş. Sur'un sahibi Ali Ustanın geçmişinde çobanlık varmış ve bu nedenle etten ve kesimden de anladığını yazmış. Michelin yıldızı sahibi sayılı şeflerin et kesiminden anlamadığını belirtmiş. Bu gerçekten gerekli midir acaba? Sanırım değil ki bu adamlar bu yıldızları almayı başarmışlar.

19 Ağustosta okudum, 25 Ağustosta da gittim Sur'a. Telefonda tarifini aldım önce. İnanmak istemedim Zeyrekhane'ye giden yol üzerinde olduğuna. Buradan daha önce 2 kez geçmiş olduğuma ama öyleymiş.

Tesetturlu okul çantalarıİtiraf ediyorum bu yazıya Sur'a gitmeden önce başladım, gittikten sonra revize ediyorum. Ayranı gerçekten çok güzel, iyi bir süzme yoğurttan yapılmış.Yeliz'le gittik; ikimiz de hem fikiriz; ne büryan kebabında ne de çiğ köftesinde hayır var. Bana kalırsa Ankara'da yediğim oltu kebabıyla büryan kebabı aynı aileden ve kesinlikle oltu kebabı daha güzel. İşte bu da oltu kebabını yiyeceğiniz adres: Sadık Usta'nın meşhur Oltu Kebapçısı, 324 35 68, Ankara Kalesi'nin dibi. Aslında haksızlık etmemeliyim heralde. Bence bunlar aynı kebaplardı ve sadece etleri farklıydı. Oltu kebapçısının seçimi ise daha güzeldi. Eminim büryanı da daha güzel etten yapan yerler bumak mümkündür. Tatlısı güzeldi, o da dondurmalı irmik helvası işte. Bence peşinde koşmaya değmez. Gene de bir de ben deneyeyim diyenlere Sur'un telefonu: 0212 533 80 88

Fatih Camii Fatih Camii
Yeliz'le Fatih'te dolandık, Sur'dan başladık ana caddesinde yol aldık. Fatih Camii gezmeye değer. Gördük ki övülen tekstil dükkanları da çok farklı değilmiş. Büktük boynumuzu Eminönü'ne yol aldık. Olmadı burda da doyamadık, hevesimizi alamadık. Son Çarşamba'daki İran hissiyatı şokundan sonra, aslında şu Fatih'i sevmek için çaba gösteriyorum. Ama olmuyor. Gene de bir şans daha vereceğim Fatih'e.

Galata Köprüsü'nün altındaki barlardan birine oturduk. Aksi bir garsonları vardı. Ona rağmen baya bir oturduk orada. Sohbetimize doyum olmadı, günümüzü güzelleştirdi. Ama Yeliz yoruldu, bense biraya doydum. Evlerimize dağıldık.
Galata Köprisünde bira keyfi, ön masadakiler
Yarın ne zamandır istediğim bir şey yapacağız Yeliz'le. Kurtköy deresi yürüyüşüne gideceğiz Gezievi ile. Saçma belki ama aklımda sülük ve kene korkusu var. Kene korkumu Yeliz'le Hüma anlar. Geçen gece rüyama bile girdi. Bir daha ki yazıda trekking maceraları..

Not:
Gene Hürriyet'in pazar ekinde Arman Kırım 2 hafta arka arkaya cheese cake tarifleri verdi. Ben denemek istiyorum. İlgilenene
1- Peynir keki yapmanın incelikleri
2- Peynir keki ufkunuzu genişletin

23.8.07

Sosyete Kasabı

Geçende nerede okudum bilmiyorum, sosyete kasabıyla ilgili bir haber okudum. Babadan kasap olan Emre Mermer, ODTÜ'yü bitirdikten sonra kasap işini devam ettirmeye karar vermiş. Cinli ODTÜ'lü ya, benim de bundan dolayı içinde ODTÜ geçen herşeye algıda seçiciliğim arttı. Bir yandan yeme içmeyle ilgili haberler okuyup kenara not etme hevesimi de eklersek, hızla yazının devamını okudum.

Bu kasabın adı
Dükkan. Dükkan, Küçük Armutlu'da. Papermoon, Hilton Oteli, Ulus29, Cahide gibi sosyetik restoranlara et veriyorlarmış. Etleri bir yöntemle kurutup dinlendirip iyice lezzetlendiriyorlamış. Sonra Dükkan'ın bir köşesine ızgara atıp kasap-restorana çevirmişler dükkanı. Dolup taşıyormuş.
Dükkan
Yelizcim sağolsun, haftasonu araba verdi altımda. Uzun zamandır arabasızlık nedeniyle haftasonu Boğaz'da kahvaltı yapmak, Yeşilköy'de yürüyüş yapmak gibi zevklerimden mahrum kalmıştım. Hem Cinli'yi gezdirmek, hem de heveslerimi gidermek derken cumartesi sabahı kendimizi kahvaltı etmek için Yeniköy'e attık. Dönüşe geçtiğimizde Cinli acıkmaya başlamıştı bile. Aklına Dükkan geldi. Fakat her zamanki gibi aldığım notlar yanımda değildi. Ve gene her zamanki gibi cin fikirli ben, K. Armutlu sapağına gelince arabayı kenara çektim, cep telefonumdan google'a bağlandım ve "sosyete kasabı küçük armutlu" kelimeleriyle arama yaptım. Dükkan'ın telefon ve adres bilgileri önümdeydi. Cinli'den güzel fikir, benden de pratik fikir çıkmıştı. Voltran'ı oluşturduk dedik gururla :)

Kolayca bulduk adresi. İçerisi gerçekten tıklım tıkıştı ve klasik bir kasap dükkanından kesin farklıydı. Oturmak için beklememiz gerekti, beklerken kapının önünde durup kalkan 4X4lerden Dükkan'ın "kalın" bir yer olduğunu anladık. Sonunda bir köşe kapıp da sıra sipariş vermeye gelince, Defne Hn geldi yanımıza ve bilmediğimiz-anlamadığız bir hayli şey anlattı. Beni kontrfile sipariş etmeye ikna etti, Cinli'ye ise T-bone getirdi. Ellerindeki Arjantin ve Sicilya şaraplarından da birer kadeh istedik.

Dükkanİlk iki-üç lokmanın keyfini anlatamam. Yaklaşık 3 cm kalınlığında, ateşi uzaktan görmüş ve her biri en az yarım kilo olan bu etler aslında pek de Cinli'ye göre değildi ki o da zevkle yedi. Benim ki biraz sertti, t-bone kesinlikle daha güzeldi. ama ben de her ikisinden de olabildiğince yedim. Kalanı da paket yaptırdık. Kalan bile en az 300 gr. vardı.

Vee işte beklenilen bilgiyi veriyorum, hesap bir hayli tuzluydu: 118 ytl. Önden bize sormadan getirdikleri elmalı sosis (bence daha çok anasonlu demek mümkün) ve dana bacon'ı da hesaba yazmışlardı ki bence sormadan getirilen herşey ikramdır. Ama keyifliydim ve arıza çıkarmamayı tercih ettim. Ama bu fiyata o etleri sattıkları restoranlardan birine gidip uzun uzun oturarak yemek yemek bence çok daha mantıklı.

Gidip de orada yemek pek akıllıca değil ama aynı zamanda kasap hizmetlerine devam ediyorlar ve elbetteki bir kasap olarak da pahallılar. Ama bu kadar güzel işlenmiş et almanın mümkün olmadığı bu ülkede hoş görülebilir. (Bu kadar fakirliğin olduğu bu ülkede bunları yazarken biraz utandığımı belirtmek isterim doğrusu) Etlerin kilosu 30 ytl civarı. Yolu K.Armutlu'dan geçenlere (bu ne kadar mümkünse!) kasaplarını tavsiye ettiğimi, ilk fırsatta bunu kendimin de yapacağını belirtmek isterim.

Not: Belki cepten googlelamak artık cin fikirliliğe girmiyordur ama ben hala öyle hissediyorum :)

14.8.07

Er kişinin işi zor!

Bugün bir güzellik yapıp yeni işe başlayan Cinli'ye çiçek göndereyim dedim. Aynur'a sordum, ne güzel olur dedi.

Ama hata etmişim, bir er kişiye sormalıymışım. Abime söyledim, çiçek gönderdim, diye. Uzun süre şakacı mıyım, ciddi miyim inanamadı. Er kişiye çiçek gönderilmez, ömür boyu iz bırakacak yaralar açar, dedi. Çevremdeki er kişilere de sordum. Ben sevinirim diyen çıkmadı.

Bu süre içinde ter bastı, kalp atışlarımın sayısı arttı. Abim bombardımana devam etti. İptal koşullarını gönderdi; geç kalma, hata yapma, yapacaksan da 1-2 gün ortalarda dolanma gibi devam etti. Baskılara dayanamayıp Cinli'yi aradım. Evet, iptal etmem gerekiyormuş.

Ah bu er kişilerin hayatı ne zor, hediye gelen çiçeği alacak cesaretleri yok.

9.8.07

Bu kıskançlıkla nereye kadar!

Bu bloga başlarken önce portakal ağacını görmüştüm ve o kıskançlıkla yola çıkmıştım. İçeriğin benimle ilgisi yoktu. Sevimli grafikler, yazma dili ve çok alakalı olmasa da şu içimden silip atamadığım günlük ve benzeri birşeyleri yazma tutkusu... derken sudabalıka başladım.

Bu geçen zamanda pek güzel yazıyorsun, zevkle okuyoruz diyenler arttıkça ben de pek keyiflendim, yazmaya devam ettim. Ama tabi olay günlük benzeri birşey olmaktan da baya bir uzaklaştı.

Cinli geçenlerde bana bir blog linki yolladı. Anca fırsat buldum da baktım. Baktıkça da imrendim. Peki tamam, kıskandım. Hafiye pek güzel yazmış. Hem yazı dili güzel, hem de yazdıklarının çeşitliliği. İşte bu gazla bunları yazıyorum. Daha günlük gibi yazsam ben de... Başıma olmadık belalar açar mıyım?! O, pek rahat arkadaşlarından bahsetmiş, onlarla konuşmalarını yazıvermiş. Ben bunları yazsam 10 kez düşünüp, 1000 kez daralmaz mıyım, canlarını sıkacak birşeyler yazmış mıyımdır diye. Hımm... bilmiyorum.. ama artık bu nehir aynı şekilde akmaz, bunu bilirim.

2. Sörf Deneyimi

5 günlük İzmir tatilinin ortasına 1 günlük Alaçatı ziyareti sıkıştırdım.

Rüzgar tam kıvamındaydı. Çok kalabalıktı eğitim yapılan alan. Eğitim boyunca kısa bir süre 3.2, geri kalanında 2.5 metre karelik yelkenle sörf yapmıştım. Bu sefer en başından 4lük bir yelken ve büyük değil, orta boy bir sörf tahtasıyla sörf yaptım.

Gitmek istediğim yerlere gidebildim. Hatta bir iki asortik dönüş bile denedim ama malesef hepsi fiyasko ile sonuçlandı.

Dönüşte de Alaçatıya uğrayıp çayımı da içtim. Seviyorum işte Alaçatı'yı.