20.5.08

Balayının ilk yarısı, 2. Barselona çıkartması

Cumartesi düğün oldu; pazartesi İspanya yolunu tuttuk. 10 Günlük İspanya tatilinin 4 gecesini Barselona'da, 2 gecesini Sevilla'da, 1 gecesini Cadiz'de, 1 gecesini Ronda'da ve 1 gecesini de Cordoba'da geçirdik.

Barselona'ya 2 yıl sonra 2. gidişim oldu. İlkinde 4 hatun kişi idik. Bu sefer Cinli ile. %100 aynı yerleri bile görecek olsam benim için farklı bir Barselona tatili olacağı kesindi. Doğrusu gerçekten ne kadar farklı olacağını merak ediyordum ki, beklendiği gibi farklı oldu. En büyük fark alışverişe ayırdığımız zaman çok daha az, yiyip içmeye ve uyumaya ayırdığımız zaman çok daha fazlaydı.

Bu tatili daha önce de bahsettiğim gibi turla gerçekleştirmedik. Birincil olarak "İspanya" kitabından yardım aldık (http://www.dostyayinevi.com adresinden kitap adına göre İspanya'yı arayın) Bu seriden kitaplardan daha önceki Amsterdam, Nepal, Küba ve Barselona seyahatlerimde yararlandım. Kalınacak otel, gezilecek başlıca yerler, restoranlar, gece hayatı vb. pek çok özet bilgiye ulaşmak mümkün. Genel olarak da seçimleri gayet başarılı. Doğrusu Türkiye için çıkarttıkları kitaplarda önerilen mekanlar nasıl, biz hangilerini biliyoruz bunu merak eder oldum.

Bu kadar gevezelik yeter. Bu yazıda 2. Barselona çıkartmasını anlatayım. Bundan sonrakinde de 1. Endülüs çıkartmasını. İşte gün gün Barselona:

1. Pazartesi... İstanbul'dan Barselona'ya uçuş yaklaşık 3 saat 20 dakika sürdü. Havaalanından inince şehir merkezine, dolayısıyla otelimizin dibine "A1" otobüs hattını kullanarak kolaylıkla ulaştık. Durakta bilet alma kiosk'u var. Boşuna uğraşmayın. Direk otobüsten bilet almak daha kolay.

Otelimiz Barselona'nın İstiklal Caddesi La Rambla'nın bir ucundaki (diğer ucu deniz) Catalunya Meydanı'na 50 metre idi. Daha önceki otelim merkezi tren garının oradaydı, yani şehir merkezine 4-5 metro durağı. Doğru olan merkezde kalmamış. Onca yürüyüşün sonunda akşam yeniden dışarıya çıkma enerjisini bulmamızdaki en büyük rol merkezi bir otelde kalmamızdı.

Bana kalsa ancak biraz dinlendikten sonra hareket ederdim; fakat Cinli'nin enerjik hali beni de etkiledi. Peşine takıldım. La Rambla'dan düştük yola, Mare Magnum, ee hadi biraz daha yürüyelim derken Barcelonata'ya kadar gitmişiz. Barselona'nın limanını görmüştüm de kumsalını görmemiştim. Çok güzelmiş. Biz titrerken denize girenler vardı, voleybol oynayanlar, koşanlar, köpeğini gezdirenler ve bizim gibi bir sahil kafesine yığılıp birasını yudumlayanlar... Çok kıskandım. Bu şehirde yaşasam iş çıkışları gelir denize girerdim diye hayal kurdum. İstanbul ve İzmir de böyle olsalar istedim.

Önceki geldiğimde çok istediğim halde göremediğim Mercat Boqueria'yı gördüm. Nasıl daha önce görememişim anlamadım. La Rambla'nın dibiciğindeymiş. Mercat, pazar demek. Burası da çok güzel derli toplu bir kapalı pazar. Burada gözümüze kestirdiğimiz Bar Boqueria'ya 3. gün geldik, farklı farklı tapa'larını (meze) denedik ve çok mutlu ayrıldık. Özellikle bir akşamüstü atıştırması için kesinlikle tavsiye ediyorum.
Barri Gotic'in ara sokaklarından döndük. Kitap tehlikeli diyordu da 4 hatun başımıza korkup geç saatlerde bu ara sokaklara girmemiştik. Korkulasıymış vallahi. La Rambla'ya yakın sokaklardan birinde Numrut restoranına rastladık. Çay buluruz diye girdik, Baran'la tanıştık, sohbete daldık ve ilk Sangria'mızı içtik. Cinli çok beğendi. daha sonraki hiç bir sangriayı da bu kadar beğenmedi. İlk göz ağrısı olduğundan mıdır bilmem.
2. Salı... Illa de la discodia, Casa Amatller, Casa Mila, Casa Asia, La Sagrada Familia, Parc Guell, Hospital de la Sant Pau derken dere tepe yola aldık. Önceki gelişimizde çok sıra vardı ve Sagrada'ya girmeye yeltenmemiştik bile. Meğer ne doğru kararmış. Kule de kapalı olduğu için içindeki inşaat çalışmalarından başka birşey göremedik desem yeri. Onun yerine Gaudi'nin casa'larından birine girmeliymişiz.

4 hatun kişi geldiğimizde bu mekanların hepsi bana çok daha fazla etkileyici gelmişti. 2. görüşümde aynı etkilenmeyi yaşamadım. Cinli'ninse Barselona'yı her ne kadar çok sevdiyse de o kadar etkilenmediğini gördüm.

Akşam yemeğimizi uçaktaki koltuk arkadaşımızın tavsiye ettiği El Salero (Tuzluk)'da yedik ve çok memnun kaldık. Adresi yazının sonunda

3. Çarşamba... Otele kahvaltı dahil değildi. Biz de hızla o kuru sandöviçlerden çok sıkılmıştık. Kahvaltımızda peynir ve yumurta arayılarımıza ağırlık vermeye karar verdik. Çaydansa hızla umudumuzu kestik. Çözüm yolunu tapas barlardan peynir-domates ve zeytin tapalarından ısmarlamakta bulduk. Ben ispanyol sosislerinden birini de denedim. Çok lezzetliydi, ama çok yağlıydı ve ağırdı. Bizim sucukların daha lezzetlisi ve hazmı daha zor olanı. Öyleki gün bittiğinde hala midemde yer işgal ediyor gibiydi.

3. gün önceki gelişimden farklı olarak Parc de la Ciutadella'dan geçtik. Gençlerin kendilerini çimenlerin üstüne güneşlenmeye attıkları, kitap okudukları, akrobasi çalıştıkları güzel bir parktı.

El Encants'taki bit pazarına gitmeye çalıştık. Zar zor bitişine yetiştik. Malesef hiç de umduğum gibi değilmiş. Bitin de biti bir pazarmış.

Kitabın peşine takılıp Riera Baxia'daki 2. el dükkanlarını Arap mahallesinin içinden geçerek bulduk. Gidilebilir. Ben bir fular alabildim sadece.

Akşam yemeği'ni El Born'daki Origin restoranında yedik ve memnun kaldık. Katalan yemekleri yemek için iyi bir yer.

4. Perşembe... Pueblo Espanyol'dan sonra Montjuic Kalesine tırmandık. Neyseki çok güzel bir parkın içinden tırmandık. Barselona limanının ne kadar büyük olduğunu gördüm, gördüğüme de zar zor inandım.

Akşam yemeğimizde ilk Paella'mızı yedik. Pek memnun kaldık. Yemek yediğimizi sokağı pek sevdik. Adını hatırlamıyorum. Katalunya meydanından La Rambla'ya girdikten sonra sağdaki ilk sokak.

Barselona'nın futbol sahasını göremeden vaktimiz doldu.

İspanya'da en çarpıcı konu Cinli'nin sigaratör olması nedeniyle "No fumar" konusuydu. No Fumar (sigaraya içmeyin) mekanların sayısı hiç de az değil. Restoran bar ararken hep fumarlı mı fumarsız mı diye kontrol ederek girdik. No fumar yaygın olduğundan sanırım sokakta fumaran sayısı bir hayli fazlaydı.

5. Cuma... Gene A1 otobüsüne binerek çiseleyen yapmur eşliğinde havaalanının yolunu tuttuk. Barselona'dan çok fazla sefer olduğundan sanırım havaalanı çok kalabalıktı. 40 dakika önce havaalanında olmak Sevilla gibi iç hat uçuşu için uygundur diye düşünmüştük. Fakat hiç de öyle değilmiş. Ancak görevli desteğiyle vaktinde check-in yapabildik. 1 küsur saatlik SpanAir uçuşuyla Sevilla'ya vardık. Bundan sonrası 2. yazıda.

Bu da 1. Barselona çıkartması yazısı: http://sudabalik.blogspot.com/2006/04/gaudi-picasso-dali-sangria-paella.html

Tavsiyeler
  • Bar Baqueria, Mercat Boqueria'nın içinde, tapaları çok güzel
  • El Salero, Calle Rec 60, 933198022, Et yemekleri çok iyi
  • Origens, www.lallavordelsorignes.com , Pg Del Born 4, Akşam yemeği için

18.5.08

Vay be evliyiz artık!

Evlilik tarihi yaklaştıkça yoğunluk arttı. Yetiştirmemiz gereken işlerinin sayısı kabardı.
Davetiye işinde geç kaldık. Ancak ailelerimiz davetiye dağıtabildi. Biz ancak e-davetiye gönderebildik. Ama e-davetiyeyi Cinli pek güzel hazırladı gerçekten de.
Damatlığı ancak 1 hafta önce almayı başarabildik. Gelinliği nerdeyse almadan geri dönecektik. Bir sütunun üstüne koltuk altlarımdan kesilmiş halim oturtulmuş gibiydi ve vücudum bir kağıtlı kekin kağıdından taşması gibi o sütunun üstünden taşıyordu. Cinli'nin mücadeleleri sonrasında terzi araya girdi ve bir iğne darbesiyle gelinliği toparladı.
En zor iş oturma düzeni yapmakmış. Yemekli düğün olunca unuttuğumuz kişiler var mı, geliyorlar mı, annelerin listesi ne alemde... Düğünden bir önceki günün geç saatlerine kadar bununla uğraştık. Listenin son halini ise ben kuaförde gelin başı yaptırıyorken Cinli halletti ve liste hala tam değildi.
Balayı organizasyonunun yarısında pes ettim. İlk 5 günün otel rezervasyonu tamamdı. Sonraki 4 gününse orda hallederiz artık şeklindeydi.
Düğünden iki gün öncesine kadar annemlerin ve Şule'lerin kalacağı otel için telefon trafiği devam etti.
Bir gün öncesinde kuaföre gittim ve gelin başı provası yaptırdım. Çıkışta yıllardır görmediğim Gülsüm'e rastladım. Yarın düğünüm var, gelsene, dedim, sağolsun kalktı geldi. Ah Gülsümcüm keşke Aslı ve Esma da olsaydı, düğün pastasının üst katı da basket topu şeklinde olsaydı :P
Cuma günü Cinli'yle arabamıza bindik, gelinliği damatlığı arabaya attık, İstanbul'dan Ankara'ya evlenmek üzere yola çıktık. Çok komik geldi bu bana. Daha 5 km yol almamıştık ki bir çantayı unuttuğumuzu farkedip geri döndük. Planladığımız gibi erken çıkmadığımızda biraz Cuma gününün iş trafiğine kaldık. 2. Köprü girişinde arabaya arkadan çarptılar. Neyseki sadece tamponun kırılmasından daha fazla bir hasar almadık.
Akşama Gül'de kaldık. Sağolsun Gül bizi çok güzel ağırladı, ertesi gün de abimleri misafir etti. Yaa şu işe bak sen! 2,5 yıl önce kalk git Kübalar'a gezmeye, orada Ankaralı Gül'le tanış, Türkiye'de görüşmeye devam et (ki bu pek olmaz), 1 yıl sonra Ankara'yı Gül'ü ziyarete git, o seni Cinli'yle tanıştırsın, sevgili olun, 1 yıl sonra da evlenin... Süper hikaye valla. Çok yaşa Gül!
Düğün günü sabahın köründe kalktık tren garına annemleri karşılamaya gittik. Onları otele yerleştirip birlikte kahvaltı ettik. Gül'e dönüp bir kahve içtik, yıkandık derken, hem abimler Kuafördegeldi hem de kuaföre gitme vakti. Kuaförde işimiz 3-4 saat sürdü. Çookk uzunnn! Kuaförün adı Devlet. "Devlet"e yaptırdım yani saçlarımı :) Tepemde koca bir topuz yaptı Devlet. O koca topuzun benim saçlarımla ortaya çıkması mümkün olmadığından simit denen birşey ekledi saçıma. Düğün sırasında da bir kaç arkadaşım "Oya senin bu kadar çok saçın var mıydı" sorusuyla şaşkınlıklarını gizlemediler. Ee haklılar ne diyim, kafamdaki topuza kaçak kat çıkılmıştı resmen.
Kuaförden sonra bindik gelin arabamıza fotoğrafçının yolunu tuttuk. Doğma büyüme Ankaralı gelin arabası şöförümüz Serap meğer yolları bilmiyormuş. Damadın tarifiyle stüdyoyu bulduk. 1 saat çekim yapıldı. Kameralar dijital oldu mertlik bozuldu. Kaç resim alacağımıza bakmadan, fotoğrafçı 1 saat şekilde şekle soktu bizi. Cinli gülmekte zorlanırken, ben bükülmelerde sorun yaşadım ve genelde de azarı ben işittim. (O gelinlik içinde kolaysa fotoğrafçı kendi bükülseydi de görseydik!) Neyse, "1 kere olacak bu işler" klasik repliğini tekrarlayarak bütün zorlukları sineye çekerek pozlarımız verdik.
Oradan çıktık düğün salonumuzun yolunu tuttuk. Bize o anda yöneltilebilecek en güzel soruyu sordular: Ne yer, ne içersiniz?.Süper! Daha sonra da gördük ki düğün sırasında hiç bir şey yemek mümkün olmuyormuş. Hatta içmek bile. İnsanlar dağılana kadar 1 kadeh rakı içemedim.
Olay nikahın kıyılması ile başladı. 3 Nikah şahidimiz vardı. Yelo, Gül ve Arif. Hiç lafını etmemiştik ama ben Cinli'nin ayağına basmadan edemedim. Bir hayrı olacaksa bu aksiyonun, kaçırmayayım istedim. Yaklaşık 200 kişilik bir düğün oldu. Nikahtan sonra 200 kişiyi öpüp, fotoğrafçıya pozumuzu verdik derken, düğünün yarısı bitti. Masalara uğrayalım 2 laf edelim, iki göbek atmayı da ihmal etmeyelim derken düğün bitti. Hiç yetmedi bu düğün bana derken, düğünün sonunda 2 masa arkadaşlarla oturmaya devam ettik, şarkı söyledik, biraz daha dansettik de anca biraz daha doydum düğüne. Bu arada pasta faslını atlamak istemem. Şu bahsi geçen maket pasta olayına bir fiil tanık olduk. Pasta maketi resmen kirliydi. Garsonlar makete monte edilmiş kısmını bize işaret ettiler. Orayı kestik. Doğrusu pastayı yerken mikrop kapar mıyız diye düşünmeden edemedim. Neyseki üstüne bize şampanya ikram ettiler de çabuk unuttuk pastayı.
Düğün bitti otelimize gittik. Sıra hep bahsi geçen toka çıkarma faslına geldi. 40 kadar toka sonrasında amaçsızca ve savruk şekilde tepede dikelmiş saçlarımda tam anlamıyla Sindirella'dan Külkedisi'ne dönüşmüş durumdaydım. Bir gayret makyajımı sildim ki Cinli sabah "allaam ben ne yaptım" pişmanlığı ile kaçarak uzaklaşmasın. Gelinliği çıkarınca kaburgalarımı eski yerlerine getirmek için derin derin nefesler aldım. Nefesler süresince bu yerine yerleşme işlemi ve onun ağrısını hissettim.
Sabah erken kalıp tekrar yola dökülecektik. İstanbul'a dönüp balayı için bavul hazırlamız gerekiyordu hala. Mete'yi aldık, düğün sonrası sınava girip büyük ihtimalle başaracak olan Işık'ı sınav çıkışında aldık, annelere yemeğe gittik (bu bir şölendi), Şule'nin unuttuğu nüfus cüzdanı için otellerine gittik, yola çıktık, şehirlerarası zincirleme kaza trafiğine takıldık, ara yollara saptık, Meteler'i evlerine bıraktık, tam eve az kaldı derken, geri dönüp Mete'nin unuttuğu defterini verdik.. ve yaklaşık 12 saat sonunda Ankara'dan İstanbul'a varmayı başardık.
Eve girdik, koltuğa attık kendimizi ve gülümseyip "vay be evliyiz artık" dedik.