30.10.08

Ağrı’lı gelgitler

Ece Temelkuran’ın “Ağrı’nın Derinliği” kitabını okudum. Ermeni soykırımı var ya da yok diyen bir kitap değil. Bunu araştıran bir kitap da değil. Ermeniler’i dinleyen, dinlerken Temelkuran’ın kendini de dinlediği, sesli düşündüğü bir kitap.
Ben çok beğendim.
Onların ne kadar çok kızgın olduklarını ve pek çoğunun aslında ne kadar bizden olduğunu, Anadolu’da olmamanın verdiği evsizlik hissini, nesiller boyunca aktarılan bir acının insanların hayatlarındaki yükünü...
Bağıranlar ve susanlar dışında konuşanların sayısı artsa, konuşanlar da seslerini en az bağıranlar kadar duyurabilse, birbirimizi anlamaya çalışsak, anlayabilsek...
Ben ne kadar çok bağırırken, ne kadar çok susar hale gelmişim. Kendimle bile konuşmaz olmuşum...
Hrant Dink kitap boyunca yanımızda. Ne güzel adammış. Ne güzel kalpliymiş...
Hrant “Türklerin reddedişinde bütün o olanları kendilerine yakıştıramadıklarına dair bir onur; Ermenilerin bu acıyı yüzyıldır taşıyor olmalarında bir onur görmek lazım” demiş.
Ben niye öldürülene kadar Hrant’ı hiç duymadım... Niye cenazesine katılmadım... İçime baktım, içim acıdı.
Ece’nin kapanış cümlesiyle bitiriyorum: “Geçsin gitsin bugünler, hepimiz bugünleri hiç bilmek zorunda kalmayacak güzel çocuklar doğuralım istiyorum.”