9.9.09

Yaşasın çalışmak!

Yaklaşık 2 hafta önce iş hayatına geri döndüm. İlk 3 gün öğlenleri kızımı gördüm. Güneş'i özlemesine özlüyorum ama işe geri dönmek de çok güzel.

Güneş en güzel döneminde. Yatıyor kalkıyor büyüyor. Bir gün el sallıyor, bir gün ayağa kalkıyor, bir gün ba-ba-ba diyor, bir gün dişi çıkıyor... Her gün bir numarası var. Çok kıpırdak ve çok güler yüzlü. Bu dönemde yanında olmak çok keyifli ama bir o kadar da yorucu. Her an her yere emekleyerek ya da ayağa kalkarak uzanabilir, birşeyleri ağzına atabilir ya da çekerek üstüne birşeyler devirebilir. Devamlı yakın takipte izlemek gerekiyor.
Ev kadınlığı dünyanın en zor işi. Yaptığın işleri kendi kendine saysan sayamıyorsun. Bütün gün evdesin ama işler hiç bitmiyor. Ve gün sonundaki yorgunluk inanılır gibi değil. Yoruldukça insanın birşeylere takıp kızası geliyor. Kocandan gayrı kime kızabilirsin ki! Küçücük bebeğe değil tabi ki. Velhasılı evde daha uzun süre kalsaydım kocasına dır dır edip, herşeyden şikayet eden bir kadına dönüşebilirdim. Bunu hiç fiiliyata geçirmediysem de kendimde bu potansiyeli gördüm, korktum. İşe döndüğüm ilk 1-2 gün sakin geçti, sonra işler yağmaya başladı; hafif hafif stres başgöstermeye başladı. İşteki stres çok daha iyi. Müdürüne, müşterine en olmadı çalışma arkadaşlarına kızıp boşalabilirsin. Evdeki huzurunu da korursun. Evdeki hayattan çıkardığım sonuç şudur: Gerekirse çalışıp kazandığım tüm parayı vereyim de evdeki işleri birileri benim için yapsın. Ben de paşa paşa işe gidip çalışayım.

12.8.09

Amcam babama iki kabak kiralamış!

Güneş'imi denize babamla birlikte soktuk. Onun can simidini dişlemelerini, ayaklarını çırpıp gülümsemelerini seyrederek coştuk. Güneş'i ananesine teslim ettikten sonra babamla yüzmeye devam ettik. Babama yüzmeyi nasıl öğrendiğini sordum. Amcam onu öğretmen okuluna kayıda Antalya'ya götürmüş. Denize gitmişler ve amcam babam için iki kabak kiralamış. Kabakları babamın beline bağlamışlar ve babam ilk olarak denize belinde iki kabakla girmiş. Daha sonra okulun havuzuna bodoslama atlayarak ve kocaman Aksu ırmağının kolu olan bir derede debelene debelene kendi kendine yüzmeyi öğrenmiş.

Demek eskiden can simidi olarak kabak kiralanırmış! Babam bunu anlattığından beri ara ara düşünüyorum: Kurutulmuş büyük su kabakları. Bu kabağı kiraya verenler ve kiralayıp yüzenler... Çok neşeli! İnternette bununla ilgili bir şey bulur muyum diye aradım ancak şunu buldum: Yılmaz Güney'in İnce Cumali filminde, Cumali gözetlediği kızı daha yakından görebilmek için kabakları bağlayıp kendini suya atıyormuş. Fakat kabaklar Yılmaz Güney'i taşıyamadığı için Yılmaz Güney dublör kullanmak zorunda kalmış.

Babamın gençliğinde çok zayıf olduğunu biliyordum. Demek ki kabakların taşıyabileceği kadar zayıfmış :)

Yılmaz Güney'le ilgili söz konusu bilgiler için:
- http://www.otomatikportakal.com/ince+cumali.htm
- http://arsiv.sabah.com.tr/2001/12/05/m01.html
- http://www.sinema9.com/ince-cumali-sinema-film-izle.html : Filmin 26. dakikasında söz konusu sahneler var.

5.6.09

Güneş bayrak açtı ve ben tekrar hala oldum

Güneş bayrak açtı. Kuzeninin de doğmasıyla "Ben artık abla oldum, kendime blog isterim. Blog köşelerinde süründürme beni" dedi. Ve kendine blog edindi, kalemi de aldı eline: http://guneshane.blogspot.com
Doğrusu, ben de memnunum bu işten. Benim sudabalık'ım da bir karakteri var canım. Herkes kendi bloguna!
Bu arada küçük abimin oğluşu da doğdu. Minik sarışın mavi gözlü bir kedi. Kedi yavrusu gibi ağlıyor. Henüz bir adı yok. Çok tatlı çoookkk. Benim kızım da kocaman kaldı onun yanında.

18.4.09

Annelik üzerine

21 Nisan'da 3 aydır anne olmuş olacağım. 3 Ay nasıl geçti anlamadım. Hem uzun, hem kısa. Her gece yatarken, bakalım yarın nasıl bir gün olacak, diye düşünüyorum. Gece uyandığında emdikten sonra hemen uyuyabilecek mi, toplamda iyi uyumuş olacak mıyız, yarın kakasını rahatça yapabilecek mi, yoksa yapamayıp zorlu bir gün mü olacak, dışarı yürüyüşe çıkabilecek miyiz, kahvaltıya ekmek-süt var mı, yoksa uyurken hızlıca gidip alıp gelmem mi gerekecek, uyumazsa kucağıma alıp giderim artık vb. bunlar günlük rutin sorular. Her alt değiştirme yaklaşık 15 dakika. İki akşamda bir yıkanma.
Her gün 3 öğün yemek yemek en büyük zorluk. Ben ki o kadar yemek yemeyi severim, 3 öğün fazla geliyor. Fakat 3 öğünden fazla yemeye ihtiyaç duyuyorum. Yemek önüme hazır gelse ne güzel olacak. Ama tabi Güneş'in de yemek yemem için bana izin vermesi gerekiyor. Yemeğin önüme hazır gelmesini geçtim, her gün öğlen ve akşam yemeğinde ne yeneceğini çıkarmak ve en azından bir kısmını Cinli gelmeden iki arada hazırlam
aya çalışmak yemek operasyonunun en zor kısmı.
Evde kapanıp kalmamaya çalışıyorum. Fakat bir bebek arabasıyla hayatın içinde yer almak çok zor. Kaldırımların bozukluğu, arabaların kaldırım geçişlerine park etmeleri en büyük problem. Kaldırım taşlarından araba o kadar titreşiyor ki, Güneş'in gaz çıkarmasına hayrı oluyor diye düşünüyorum. Ama beni çok yoruyor.

Arkadaşlarımla buluştuğumda bebek konusu hep merkeze oturuyor, ne kadar başka şeylerden konuşmak istesem de çoğunlukla bu mümkün olmuyor. Bir sorun daha var ki zaten geveze olan ben, bütün gün evde olmanın, pek bir insanla konuşamamın verdiği hızla konuşmaya başlayınca kolay kolay kendimi durduramıyorum. Sıkıcı bir gevezeye dönüşmekten korkar oldum.
Evdeyken Güneş'in uyuduğu zamanlarda yemek yiyorum, yemek yapıyorum, mutfağı toparlıyorum, ütü yapıyorum, yıkanıyorum, maillerime bakıyorum. Ama bunların hepsini anca koştur koştur yapabiliyorum; tuvalete gitmeyi bile! Haksızlık etmeyeyim biraz TV de seyrediyorum. Ama şöyle bir rahatça uzanıp kitap okuyayım yapamıyorum ya da elimi kolumu sallayıp acele etmeden aylaklık yapayım.. Acele etmeden, aklımdan bin tane endişeli soru geçmeden bir şeyler yapabilmek sanırım en özlediğim şey. Bir bebekle bu kadar sorumluluk yüklenmek ne büyük bir zorluk.
Artık genel ev temizliği haftada bir yapılıyor. Güneş'in ütüleri hariç ben birşey yapmıyorum. Ama gene de vakit hiç yetmiyor. Günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Her gün Güneş biraz daha büyüyor, bir yetenek ediniyor veya bir yeteneğini biraz daha geliştiriyor. Şimdiden ilk fotoğraflarına bakıp ne büyümüş, ne çok değişmiş diye düşünüyorum.
İlk doğduğunda Güneş'e bakmak rutin bir davranıştı. Bana muhtaç küçük bir bebeğe bakıyordum. Zamanla Güneş'i daha çok sevdim. Ve doğduğu andan itibaren hayatımda ve kalbimde kapladığı alan inanılmaz. Hala inanamıyorum.
Doğumdan önce, bebek yapmanın kesinlikle akılla verilen bir karar olmadığını, karar verenin hormonlar olduğunu düşünürdüm. Zorlukları açısından bu düşüncem çok haklıymış. Ama Güneş'e olan sevgim kalbimde kocaman bir yer edinmişken, bu cümleyi rahatlıkla tekrar edemiyorum. Tam da adlandıramadığım bir şey yanıldığın bir yer var diyor.
Yazının bu noktasına geldiğimde şikayet edecek şeyler aklıma geldikçe dönüp üst kısma ekleme yaptım. Bu kısımdan sonrasında şikayet olmasın ve yazım olumsuz hislerle bitmesin istedim.
Güneş artık çok tatlı gülücükler atıyor. Bü ve agu seslerine takmış durumda. Her türlü çıkardığım abuk subuk ses onu neşelendiriyor, güldürüyor. Bu gülücükler öyle tatlı ki en yorgun anımda bile her şeyi unutturuyor.
Bu noktadan sonra önümüzdeki aylarda ya da yıllarda anne olmaya dair farklı bir şeyler yazabilir miyim bilmiyorum. Çocuk büyütme macerası uzun yıllar sürecek. Önümde zorlu süreçler ve karar aşamaları ve güzellikler olacak eminim. Sanırım özet şu: Olay çok ama çok zor, ama bir o kadar da güzel. Çok bilinmedik bir cümle değil değil mi?! Bu yola girdikten sonra farklı bir cümle kurmak çok zor.

9.3.09

Güneş büyüyor..

Benim sinek siklet kızım gitgide büyüyor. Hastaneden 2530 gr olarak çıkmıştı; şimdilerde 4 kilonun üzerinde. Kaşı gözü oturdu biraz. Ama hala kime benzediği belli değil.
40'ı geçen pazartesi çıktı. Babannesin verdiği bilgiler doğrultusunda başının üstünden elekle su döktük.

Fırsat buldukça, hava izin verdikçe kızımı alıp sokağa çıkıyorum. Ama biraz stresli oluyor. Yol boyunca sevenler kadar öğüt verenlerle de karşılaşıyorum. Geçtiğimiz haftasonu ilk gezmesine götürdük Güneş'i. Gidişimizin 5. dakikasında kakasını yaptı. Öyleki paçalarından taşacak, ev sahibesinin üstünü değiştirmesine sebep olacak kadar.

Elbette klasik Oya gezmeleri planlayacak durumum yok. Ama Nisan ve Mayıs aylarına birer İzmir ve Ankara seyahati planladık. Ve hatta Haziran sonuna bir Bodrum tatili bile ayarladık. Ama malesef ancak bir tatil köyüne. Ufak çapta gezme çalışmalarına devam...

Annelik çok zormuş. Dinlediğim hikayelere göre, Güneş çok uslu, sorunsuz bir bebek. Ama bana gene de zor geldi. Bir keresinde altını değiştirirken öyle çok ağladı ki, memeyi alıp sustuğunda ben ağlamaya başladım. Normalde de çok uyuyan bir insan olmama rağmen, kesintisiz 7-8 saatlik bir uykuyu çok özledim. Fakat gündüz uzun uyursa, uyansın diye dört gözle bekliyorum. Özlüyorum resmen, çok garip!

İlk doğduğundaki şişik gözler baya bir normale döndü. Saçları pek dökülmedi. Kilo aldı, butları doldu, küçük bir gıdısı oldu. Gitgide daha görüyor gibi bakıyor ve anlıyor gibi gülümsüyor. Heyecanla kıkır kıkır güleceği günleri bekliyorum.

29.1.09

Güneş doğdu!

20 Ocak günü doktor kontrolüne gittik ve 2 Şubat için sezaryan tarihi belirledik, odamızı seçtik evimize geldik. Herkeslere de 2 Şubat haberini verdik. Fakat 21 Ocak saat 5:30 gibi altıma yapıyorum galiba hissiyle uyandım. Tuvalete gittim geldim, hala bacaklarımdan sular akıyor. Cinli'yle konunun müzakeresini yaptık. Karar verdik ki suyum gelmiş. Önce hadi mesai saatine kadar uyuyalım dedik. Sonra ben dayanamayıp Paşa doktoru aradım. Hadi hastaneye dedi. Bi yıkansam dedim, izin verdi. Yıkandım ve tam da içini yeni tamamladığım hastane çantamızla ana kucağı denen aleti alıp hastanenin yolunu tuttuk.
Hastanede boş oda yoktu ilk başta. Bir odacıkta Cinli'yle uyuyarak Paşa doktorun gelmesini bekledik. (Yanlış anlaşılmasın doktorumun adı Ali Paşa Oskay, Paşalığı oradan yani). Bu arada daha dün 2 Şubat olarak değiştirdiğim statülerimi, Gtalk, Msn ve Facebookta doğum bugün olarak değiştirdim. Bu da blackberry telefonun güzelliği işte. O dakikadan sonra telefonlar yağmaya başladı. Ben bir yandan chat bile yaptım. Bir de doğumu WebCam'e bağlasam tam olacaktı.
Son dakika doğumu olarak iki araya sıkıştırdılar bizi. 12 gibi ameliyata alacağız dediler. Cinli'nin doğuma girmesi doktorlar istemedi. Ben de ona bıraktım. O da girmemeyi tercih etti. Ben zaten çok sakindim, bu nedenle özel bir el tutma desteğine ihtiyaç duymadım. Fotoğraf makinasını oradaki görevlilerden birinin eline verdik. Doğum öncesi anestezi uzmanı yanımıza gelip bilgi verdi. Şimdi uzun uzun burada detaylandırmayayım; spinal anestezi ile uyuşturulma tercihinde bulundum. Doğum sonrasında hissettiklerimden yola çıkarak tavsiye ederim.
Doğuma girdim. Çok güzel bir salsa müziği vardı ameliyathanede, sonrasında da güzel bir müzik hep eşlik etti. Malesef kesip biçme aşamalarını ben göremedim. Sadece "şimdi rahmi mi kesiyorsunuz, üst deride misiniz; dikmeye başladınız mı" gibi sorular sorabildim. İte kaka Güneş'i içimden çıkardılar. Makat gelişi olduğu için biraz zor çıktı. Çıkar çıkmaz yaygarayı bastı. Baktım kara kara bol saçları olan bir bebek. Galiba biraz küçüktü. Doktor 3 kiloya yakındır dedi. Hemen yan masada bir havluyla sildiler. Sonra bana yaklaştırdılar. Sanırım dünyada aldığım en güzel kokuydu. Mucizevi bir andı. Bu hisse muadil bir şey daha önce hissetmedim. Bebeği alıp gittiklerinde de hüngür hüngür ağlamaya başladım. Güneş'in doğumundan sonra geçen süre bana çok uzun geldi. Operasyon hemen bitsin, odama gideyim, kızımı koluma getirsinler istedim. Yanımdakilere sordum devamlı, ne aşamadayız, ne zaman biter...
Odaya götürdüklerinden kısa bir süre sonra Güneş'i getirdiler. 2710 gr. doğmuş. 37 hafta 5 günde doğan bir bebek için küçük bir rakam mı bilmiyorum. Ama sonuç olarak 45 cm'lik minik bir kız doğurmuşum. Minik ama güçlü bir bebek. Başını tutabiliyor. Memeyi uzaktan görünce açtı ağzını. Bulur bulmaz da yapıştı, cok cok emmeye başladı.
Hemen o akşam yürüdüm, tuvalete gittim. Hemşirelerden övgü aldım. Yanlış emzirmeden dolayı acı çektim, çekiyorum ama Güneş'in hemen emmeye başlaması çok iyi oldu. Süt gelmesinde de sorun yaşamadım. Dayanılabilir dikiş ağrıları dışında bir ameliyat zorluğu çekmedim. Sonuç olarak, ben de kızım da iyiyiz.
Bu salı Güneş'i doktora götürdük. 1 hafta kontrolüne. Hastaneden çıkarken 2530 gr olan Güneş 2600 gr olmuş. Doktor amcası çok beğendi kızımı. Kilo almaya başlaması çok iyiymiş, güçlüymüş, minyon ama cevval bir kadın olacak bu galiba dedi. Sarılığı da iyiymiş. Mutlu mutlu çıktık doktordan. Dün ananesiyle Güneş'i sokağa çıkardık. 100 metre yol aldık. İşimizi gördük. Hızla eve geri döndük. Kuvvetli rüzgara rağmen üşütmeden eve geri getirmeyi başardık.
Peki annelik nasılmış dersek, çok garip ve çok güzel. Hala sanki gerçek değil gibi. 1 Haftadır Cinli'yle kızımıza bakıyoruz, bu bizim diyoruz, artık aileyiz, hayatımız alışkanlıklarımız herşey değişecek diye düşünüp şaşkın şaşkın birbirimize bakıyoruz. Sonuçta yaşadıkça bu farkı daha iyi idrak edeceğiz. Fazla da düşünüp taşınıp yapılacak bir şey yok. Uykusuz ve yorucu geceler geçiriyoruz. Çözüm olarak her gece yatmadan önce Güneş'i yıkamayı bulduk. Böylece gece daha iyi uyuyor. Gündüzleri istediği kadar emziriyorum. Dün öğlen başladığı emzirmesi toplamda 3 saati buldu. Bir önceki gece 5 saat emzirmişti. 2 Saatte bir emmesi lazım diyenlere prim vermiyorum. Bunun gerçekleşmesi, ancak benim insanlıktan uzaklaşmamla sonuçlanabilir. Bir gün içinde 3-4 saatlik kesintisiz bir uyku bile uyuyamamak çok makul değil bence. Yapabilene helal olsun derim.


Cinli, çok iyi bir baba. Uyutmak, gaz çıkarmak, yıkamak, alt değiştirmek, Oya'ya ilgi alaka göstermek.. hepsinde çok iyi. Destek kuvvet olarak yanımızda annem var. O olmasaydı işimiz çok zor olurdu. Lojistik destekte bir numara. Ben sadece kendime ve kızıma bakıyorum. Başka da evde pek bir iş yapmıyorum. Böyle bile zaman hiç yetmiyor.
Güneş uykusunda gülümsemeye başladı. Dudaklarına kaşlarına komik komik şeyler yapıyor. Fotoğrafına dikkatli bakınca çirkin bir şey galiba ama bana nasıl güzel geliyor! Hediye paketi gibi! Kızıma bayılıyorum. Emsin de büyüsün azmiyle emziriyorum. Bu nedenle fotoğrafların büyük kısmında Güneş emiyor oluyor.
Kızım ağlamak üzere. Bu nedenle başka bir yazıda buluşmak üzere...