18.4.09

Annelik üzerine

21 Nisan'da 3 aydır anne olmuş olacağım. 3 Ay nasıl geçti anlamadım. Hem uzun, hem kısa. Her gece yatarken, bakalım yarın nasıl bir gün olacak, diye düşünüyorum. Gece uyandığında emdikten sonra hemen uyuyabilecek mi, toplamda iyi uyumuş olacak mıyız, yarın kakasını rahatça yapabilecek mi, yoksa yapamayıp zorlu bir gün mü olacak, dışarı yürüyüşe çıkabilecek miyiz, kahvaltıya ekmek-süt var mı, yoksa uyurken hızlıca gidip alıp gelmem mi gerekecek, uyumazsa kucağıma alıp giderim artık vb. bunlar günlük rutin sorular. Her alt değiştirme yaklaşık 15 dakika. İki akşamda bir yıkanma.
Her gün 3 öğün yemek yemek en büyük zorluk. Ben ki o kadar yemek yemeyi severim, 3 öğün fazla geliyor. Fakat 3 öğünden fazla yemeye ihtiyaç duyuyorum. Yemek önüme hazır gelse ne güzel olacak. Ama tabi Güneş'in de yemek yemem için bana izin vermesi gerekiyor. Yemeğin önüme hazır gelmesini geçtim, her gün öğlen ve akşam yemeğinde ne yeneceğini çıkarmak ve en azından bir kısmını Cinli gelmeden iki arada hazırlam
aya çalışmak yemek operasyonunun en zor kısmı.
Evde kapanıp kalmamaya çalışıyorum. Fakat bir bebek arabasıyla hayatın içinde yer almak çok zor. Kaldırımların bozukluğu, arabaların kaldırım geçişlerine park etmeleri en büyük problem. Kaldırım taşlarından araba o kadar titreşiyor ki, Güneş'in gaz çıkarmasına hayrı oluyor diye düşünüyorum. Ama beni çok yoruyor.

Arkadaşlarımla buluştuğumda bebek konusu hep merkeze oturuyor, ne kadar başka şeylerden konuşmak istesem de çoğunlukla bu mümkün olmuyor. Bir sorun daha var ki zaten geveze olan ben, bütün gün evde olmanın, pek bir insanla konuşamamın verdiği hızla konuşmaya başlayınca kolay kolay kendimi durduramıyorum. Sıkıcı bir gevezeye dönüşmekten korkar oldum.
Evdeyken Güneş'in uyuduğu zamanlarda yemek yiyorum, yemek yapıyorum, mutfağı toparlıyorum, ütü yapıyorum, yıkanıyorum, maillerime bakıyorum. Ama bunların hepsini anca koştur koştur yapabiliyorum; tuvalete gitmeyi bile! Haksızlık etmeyeyim biraz TV de seyrediyorum. Ama şöyle bir rahatça uzanıp kitap okuyayım yapamıyorum ya da elimi kolumu sallayıp acele etmeden aylaklık yapayım.. Acele etmeden, aklımdan bin tane endişeli soru geçmeden bir şeyler yapabilmek sanırım en özlediğim şey. Bir bebekle bu kadar sorumluluk yüklenmek ne büyük bir zorluk.
Artık genel ev temizliği haftada bir yapılıyor. Güneş'in ütüleri hariç ben birşey yapmıyorum. Ama gene de vakit hiç yetmiyor. Günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Her gün Güneş biraz daha büyüyor, bir yetenek ediniyor veya bir yeteneğini biraz daha geliştiriyor. Şimdiden ilk fotoğraflarına bakıp ne büyümüş, ne çok değişmiş diye düşünüyorum.
İlk doğduğunda Güneş'e bakmak rutin bir davranıştı. Bana muhtaç küçük bir bebeğe bakıyordum. Zamanla Güneş'i daha çok sevdim. Ve doğduğu andan itibaren hayatımda ve kalbimde kapladığı alan inanılmaz. Hala inanamıyorum.
Doğumdan önce, bebek yapmanın kesinlikle akılla verilen bir karar olmadığını, karar verenin hormonlar olduğunu düşünürdüm. Zorlukları açısından bu düşüncem çok haklıymış. Ama Güneş'e olan sevgim kalbimde kocaman bir yer edinmişken, bu cümleyi rahatlıkla tekrar edemiyorum. Tam da adlandıramadığım bir şey yanıldığın bir yer var diyor.
Yazının bu noktasına geldiğimde şikayet edecek şeyler aklıma geldikçe dönüp üst kısma ekleme yaptım. Bu kısımdan sonrasında şikayet olmasın ve yazım olumsuz hislerle bitmesin istedim.
Güneş artık çok tatlı gülücükler atıyor. Bü ve agu seslerine takmış durumda. Her türlü çıkardığım abuk subuk ses onu neşelendiriyor, güldürüyor. Bu gülücükler öyle tatlı ki en yorgun anımda bile her şeyi unutturuyor.
Bu noktadan sonra önümüzdeki aylarda ya da yıllarda anne olmaya dair farklı bir şeyler yazabilir miyim bilmiyorum. Çocuk büyütme macerası uzun yıllar sürecek. Önümde zorlu süreçler ve karar aşamaları ve güzellikler olacak eminim. Sanırım özet şu: Olay çok ama çok zor, ama bir o kadar da güzel. Çok bilinmedik bir cümle değil değil mi?! Bu yola girdikten sonra farklı bir cümle kurmak çok zor.