31.12.10

2011 Duası


2011'de yüzümüzden gülücük eksik olmasın,
kalbimizde sevdiklerimizin sıcaklığı olsun,
ufak tefek rahatsızlıklara kapımız açık, onun dışında sağlığımız,
enerjimiz bol olsun,
işimiz gücümüz olsun, karnımız doysun,
gezme fırsatımız olsun, gezilerimizin keyfi bol olsun,
trafiğe çözüm bulunsun,
her iş yerinin bir Anadolu ofisi, bir de Avrupa ofisi olsun,
ev arayanlar gönlüne göre ev bulsun, evi olanların evi neşeyle dolsun,
tüm metro, metrobüs, marmaray gibi çalışmalar hızla tamamlansın,
herkes prim alabilsin,
yelken açanların rüzgarı bol olsun,
kar da yağsın yağmur da, sıcak da olsun ama dolu dolu coşkulu bir ilkbahar olsun...
bu liste uzar gider.
Bir küçük isteğim daha var, çeyrek biletime büyük ikramiye çıksın ;)

28.11.10

Siste Yelken

Arkadaşlarımız yelkenli yat kiralayacaklarmış. Bize de katılır mısınız diye sordular. Ev dışı hayatını minimumda yaşayan Cinli'yle ben hemen atladık tabi. Öyle atladık ki tam olarak rota nedir, kimler katılıyor, bize kaça mal olacak, hava nasıl olacak gibi soruları hiç sormadığımızı sonradan farkettik. Güneş'i kime nasıl teslim ederiz, sorusunu cevaplamak yeterli geldi.
Genel olarak bütün gün açıkhavada, denizin üzerinde olmak çok güzeldi. Ama rüzgar sıfıra yakındı. Öyle çok sis vardı ki yanından geçtiğimiz adaları ancak GPS cihazında görebildik (Fotoğraftan da anlaşılıyor sanırım). Gene de azimle yelkenimizi açtık. Ve farkettim ki aldığım yelken dersinden geriye pek bir şey kalmamış.

19.10.10

Londra Atağı

Cinli'yle düşünüp taşınıp yurtdışı tatili hayalinden vazgeçmiştik. Biz küçük bebekli bir aileyiz, bir ton para verip gideceğiz, gittiğimize değmeyecek diye düşünmüştük. Benim Pegasus kredi kartım var ve 2-3 ay önce bu kredi kartıma ücretsiz Avrupa gidiş dönüş bileti kazandım. Biriken uçuş puanlarımla ailecek Londra'ya gidiş-geliş biletimiz 110 Euro civarında tutuyordu. Bu hesap üzerine hemen bir tatil planına giriştik. Londra'ya yolumuz böyle düştü.
Ailemizin tatil plancısı olarak hemen sevgili dostum Dost Yayınları'nın ülke-şehir tanıtan kitaplarından edindim. 4 gece ve 3,5 gün sürecek tatil planımızı, iş yoğunluğundan ancak gideceğimiz günün 2 gün öncesi netleştirebildim.
Erken yatan bir bebeğimiz olduğu için 2 odalı bir mekanda kalmanın iyi olacağını düşündüm. 1 oda ve 1 saloncuktan oluşan, içinde mutfağı da olan bir ev kiraladık. Booking.com'dan tuttuk evimizi. Kensington'da, salonu internette görünenin yarısı olan, malesef 3. katta ve asansörsüz olan sevimli bir evcik idi. Sabah kahvaltılarımızı hep evde yaptık. Güneş gerçekten de eve gelir gelmez uyuduğu için küçük de olsa bir salonun olmasının hayrını gördük.
Uçağımız Sabiha Gökçen'den havalanıp, Stansted havalimanına indi. Sabiha'ya gidişimiz, uçuşumuz ve sonrasında evimize varışımıza kadar bir hayli zaman geçti. Arkadaşımızın tavsiyesiyle Bay Bay diye bitkisel bir ilaç aldık. Bu ilaç sözde Güneş'in uçakta uyumasını kolaylaştıracaktı fakat sanırım ters etki gösterdi. Uçuşun yarım saatini uçağın mutfak kısmında ve yürüyüş yaparak geçirdik. Bu tatile çıkarken, 20 aylık bir bebekle, bol gezmeli bir yurtdışı tatili planı yapmış olmaktan çok pişman dönebileceğimizden korkuyordum. Öyle olmadı. Elbette gece bara veya çok tavsiye edildiği halde bir müzikale gidemedik. Ama baya gezdik. Benim planın gerisinde de kaldık ama olsun. Hiç pişman olmadık. Güneş çok uyumluydu. Sadece onu uzun süre bebek arabasında gezdirdiğimizde ayakkabı ve çoraplarını çıkararak protesto etti bizi.

Metrodan indik sıra otelin yönünü tutturmakta

Geç varabildiğimiz için ilk günün planında olan Victoria&Albert Müzesi'ne gidemedik. Hyde Park'ın Kensington tarafından uzun bir yürüyüşe başladık ve taa Harrods'a kadar yürüdük. Park'ta yürürken bol bol sincap gördük. Ve hatta onları besledik. Sonra gördük ki yasakmış. Ama yalan, sincaplar yemek talep etmeye çok alışık görünüyorlardı. Ördeklerin, güvercinlerin arasından yürüdük. Çok yorulduk ama güzel bir başlangıç oldu. Harrods'da tek ilgimi çeken kısım yemek reyonu oldu. Giyim kuşam kısmı ünlü markalardan oluştuğu için çok pahallı. Oyuncak reyonunda daha çok vakit geçirebilirdik fakat Güneş'le bu çok mümkün olmadı.

2. Gün British Museum'a gittik. Müzede ilk iş olarak Güneş'e çorba içirmeye kalktık ve çok başarısız olduk. Güneş'in çığlıklarıyla tüm ilgiyi üstümüze toplamamız da cabası oldu. Müzede genel olarak hızlı hızlı gezdik. Güneş ellemeyin yazılı her eseri ellemek için çaba sarfetti. Benim sevgi dolu kızım sınıfça gezmeye gelen küçük çocukları görünce çok mutlu oldu ve hemen onlarla arkadaş olmaya çalıştı. Türkiye'den Müze'ye taşınan eserlere daha bir dikkatli baktık tabi. Benim en çok ilgimi çekecek kısma (Ortaçağ eşyaları) geldiğimizde pilimiz bitmişti. Oradan arkadaşımız Onur'la buluşup, ona duty free'den aldığımız sigaralarını teslim ettik. Biraz dinlendikten sonra Sir John Soane’s Museum'a gittik. Sadece ben girdim. Gidilmese de olur diye düşünüyorum. Oradan da Covent Garden civarında yürüyüş yaparak ölüp bitmiş halde evimize geldik.

Sir John Soane Müzesi'nin önündeki parkta


3. Gün sabah programımız netti, Portobello pazarına gittik. Güzel bir pazardı. Kalabalıktı gene de bebek arabasıyla çok zorluk çekmeden yürüyebildik. Ama dükkanlara girmeye hiç kalkışmadık. Bir dükkana girdik sadece. O da çok ilginçti. Vitrini eski dikiş makinalarıyle dekore edilmiş bir kıyafet mağazası. İçine girince gördük ki içinde de her yan dikiş makinası. Bunu anlatmak yetmez diyerek bu yazıya bu dükkanın fotosunu da ekliyorum.

Bir gün önce Covent Garden, Piccadilly Circus ve Trafalgar'ın ne kadar yakın olduklarını görünce planda olmayan Westminister'ı hemen plana aldım. Eh Londra'ya gelip de bir Thames nehrini, Buckingham Sarayı'nı görmemek olmazdı zaten. London Eye'ın dibine gittik ama binmedik. Katedralin içine giremedik. Tüm binaları dıştan bakarak gezdik. Oradan da Trafalgar, Piccadilly civarlarını turlayıp evimizin yolunu tuttuk.

Aman önce sağa bakmaya unutmayalım. Bunu Güneş bile öğrendi!

Parlemento binasının karşısındaki afişler


4. Gün Camden Town'daki bit pazarına gittik. Burası görece şehir dışı kalıyor. Gitmemiz 1 saat sürdü. Ama biz yola devam edip High Gate Mezarlığı'na gittik. Cinli buraya kadar gelmişiz mutlaka Marx'ı ziyaret edip hacı olmalıyız dedi. Cinli'nin gezi planımıza tek müdahelesi budur. 2. Otobüs yolcuğunun üstüne baya bir yokuş tırmandık. Sonra da o yokuşu güzel bir parkın içinden geçerek indik. Mezarlık 2 bölüme ayrılmış. Batı kısmına rehberli tur filan yapılıyor. Ama bizim hedefimiz net ve doğu kısmında idi. Malesef bütün Londra'yı elde haritayla dolaşan ben küçük ve derli toplu bir mezarlıkta hedefi bulamadım. Bu arada Güneş'i arabadan indirme gafletinde de bulunmuştum. Neyse Marx'ı bulduk, mezartaşıyla fotoğraflarımızı çektirdik. Burada Cinli Güneş'e Manifesto'dan alıntılar okuyacaktı ama neyse ki vazgeçti. Camden Town'a vardığımızda durumun hiç de Portobello gibi olmadığını, buranın gerçek bir bit pazarı olduğunu ve bebek arabası ile daracık yollara (yol kelimesi fazla kaçıyor aslında) girmemizin mümkün olmadığını gördük. Hemen arka sokaklarda bir restoran bulduk. Gene pek çok restorana bakıp en sonunda bir İtalyan restoranına karar kıldık. İşin komiği şu ki restoran İtalyan restoranı ama sahibi ve gorsanlarının bir kısmı Türk çıktı. Restorana oturunca anladık ki yorgunluktan ölmüşüz. Oraya mı buraya mı derken son anda Oxford caddesine gitmeden olmaz deyip oraya yöneldik. Büyük kitapçılara denk gelmedik ya da geldiğimizi anlayamadık. Burada bir Marks&Spencer'a girip Güneş'e kıyafet aldık. Bu da yapıp yapacağımız ilk ve son alışveriş oldu.


Tek aile fotoğrafımız Marx'ın mezarının önünde


5. Gün de uçağımıza binip döndük.

Planda olup yapamadıklarımız şunlar oldu: National Gallery, Vic&Albert Museum, St Martin-in-the-Fields, Berwick Str Market, London Eye

Gittiğimiz yerler: Kensington civarı, Portobello Road, British Museum, John Soane Museum, Piazza ve Central Market, Neal Str ve Neal Yard, Seven Dials, Burlington Arcade, St James Church (9:00-18:00 el sanatları pazarı), Buckingham Palace (Sadece dışından), Shephard Market, China Town, Camden Town, High Gate Cemetary, Trafalgar, Soho, Piccadilly Circus civarları, Houses of Parliment, Big Ben, Westminister Abbey (dışından),

Diğer Gezilebilecekler / Yapılabilecekler diye not aldıklarım:
- Nehir Turu : Westminister’dan Greenwich’e
- Tate Modern (Southwark)
- Whitehall-White Minister
o Banqueting House
o Cabinet War Museum ve Churchill Museum
o Atlı Muhafızlar
- City
o Tower of London
o Tower Bridge
- Barbican
o Museum of London
o Petticoat Lane
o Colombia Road Market (çiçek pazarı)
- Kensington
o Holland Park, Japan Bahçesi
o Natural History Museum
o Kensington Roof Gardens
o Hampton Court
o Kew Gardens
0 Science Museum

Ulaşım açısında ünlü Londra metrosu bizi üzdü. Yürüyen merdiven ve asansör azlığı sorunu vardı. Bu nedenle biz de genel olarak otobüsle yolculuk yaptık. Trafik sadece 1 kez üzdü bizi. İnternetten (tfl.gov.uk) evimize yakın otobüs durağını ve bu duraktan geçen hatların numaralarını bulup bir kenara not etmiştim. Bunun çok faydası oldu. Her otobüs durağında, duraktan geçen hatlar, bu hatlardaki sıradaki duraklar ve ve otobüs sıklıklarının verilmiş olması hiç zorluk çekmememize yardımcı oldu. Bebek arabasıyla da inilip binilmesi çok kolay. Sadece ünlü eski Londra otobüslerinden biri bebek arabasına yer yok diyerek bizi kabul etmedi. Oyster kart aldık. Ve 15'er GBP'lik doldurtmak bize yetti. Dönüşte de kartlarımızı geri verip üçer poundluk depozitolarımızı ve kartta azıcık kalan paramızı geri aldık.

Yeme içme konusunda iz bırakan bir şey olmadı. Ben suşi çok severim, Cinli'ninse hiç ilgisini çekmez. Ben gene de arada bir-iki atıştırdım. Bir kez Çin yemeği denedik (London Eye'ın orada) ve hiç mutlu olmadık. Onun dışında hep İtalyan restoranlarına oturduk. Şimdi hatırladım, son yemeğimizi de bir Lübnan restoranında yedik, arak içtik, humus yedik :)
Hiç beklemediğimiz şekilde harika havası olan 4 gün geçirdik. Hiç yağmur yağmadığı gibi, hep de güneşliydi. Montalarımızı üzerimizden attığımız bile oldu.

Kıssadan hisse yapamadığımız çok şey olsa da güzel bir tatil oldu. Ve hatta başka tatil planları yapmaya cesaret bulduk.

Londra gezimizi Güneş'in dilinden dinlemek isteyenler de http://guneshane.blogspot.com adresine bakabilirler. Çok yakında!..

21.3.10

Evinde gitarın var mı?

Bir pencere önü sohbetinde Cinli'ye bir müzik aletini iyi çalabilmek isterdim; gitar çalmak güzel olurdu, dedim. Ee çal, dedi bana. Düşündüm taşındım ne zaman gitar dersi alabilirim diye. Güneş'in büyüdüğü bir zamana ertelemeye karar verdim. Sonra bir sabah bir baktım ki yatağın baş ucunda çok güzel bir gitar var. Benim Cinli bir harika!
İlkokulda mandolin kursuna gitmiştim. Orada kendi kendime flüt çalmayı da öğrenmiştim. Sonra tüm ortaokul boyunca müzik dersi çok zevkli ve kolay bir ders olmuştu benim için.
Elde bir gitar olunca ders almayı ertelemek mümkün değildi, hemen bir kurs ayarladım kendime. Bu hafta 5. dersime gittim. Eski müzik kursundan nota bilgim iyi olduğu için ilk 4 ders çok hızlı ilerledim. 4. Derste hoca bana 6 küçük parça birden verdi. Normalde bir derste bir parça veriyormuş. Çok havalı hissettim kendimi. 5. Derste ise Buruk Acı şarkısının notalarını verdi. Gördüm hanyayı konyayı. Bildiğim güzel bir şarkıyı çalmak çok mutlu etti beni. Yıllardır, Yıldızların Altında ve Arkadaşım Eşşek şarkılarını ezbere çalar, başka şarkı da bilmezdim. Böylece repertuarım 3 şarkıya çıktı.

Gitarım Yamaha C40

İşte benim gitarım: Yamaha C40

Buruk Acı


Annem de bir süredir ut çalıyor. Yaza annemle bu şarkıyı ve belki nicelerini birlikte çalabiliriz.
Evlilik-bebek sonrası kurs canavarı Oya, bir kursa (ve bir yeni aktiviteye) daha başlamış oldu. Babam gitmediğin kurs kaldı mı kızım, diye dalga geçti benimle. Kursa giderken bindiğim bir taksinin şoförü de "Biraz geç kalmışsınız" dedi. Münasebetsiz!
Elbette virtüöz olacak halim yok. Ama 15-20 güzel şarkı tıngırdatabilsem ve hatta bunu deniz kenarında yapmayı becerebilsem, daha ne isterim!

Buruk Acı
Söz: Şennur Sezer Müzik: Teoman Alpay Seslendiren: Gönül Yazar
Gurbet içimde bir ok her şey bana yabancı
Hayat öyle bir han ki acı içinde hancı

Sevmek korkulu rüya yalnızlık büyük acı
Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı

Yıllar yılı gönlümde bir gün sabah olmadı
Bu ne bitmez çileymiş neden hala dolmadı

Sevmek korkulu rüya yalnızlık büyük acı
Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı

Ruhumda bir yara var için için kanıyor
Kalbimde buruk acı alev alev yanıyor

Sevmek korkulu rüya yalnızlık büyük acı
Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı

Karşımda buruk acı

26.1.10

Bu yazı değişsin artık!

Pes bana pes! "Yaşasın çalışmak" diye bir yazı yazmışım, aylardır burada duruyor son yazı olarak.
2-3 ayın sonunda işlerimi komple devraldım ve yamuldum. Eskisinden daha da çok artmış işim. Meğer ben ne çok çalışıyormuşum, ne çok stresim varmış! Hepsini hatırladım. Hatırladıkça bu son yazı sinirlerimi bozmaya başladı. Yazının, yanlış bir yazı olduğuna karar verdim. Evde oturmakla, çalışmak dışında da alternatifler var. Şimdi o alternatiflerin hayalini kurmaya başladım.
Bebekle çalışma hayatı zor olur denir ya, neyse ki öyle bir sorun yok. Çünkü Güneş çok sorunsuz bir bebek (Gerekli yerleri kaşıdım). Yemeğini yiyor, düzenli uyuyor, sağlığı yerinde ve sorunsuz büyüyor. Kızımdan yana çok şanslıyım. Fakat bu iş yoğunluğu beni serseme çevirdi. Hamileykenki gibi hep uyumak ister oldum. Umuyorum ki bu yılsonu-yılbaşı yoğunluğu, yakında tekrar durulacak ortam.
Görüldüğü üzere hala iş hayatına tam uyum sağlayabilmiş değilim. Güneş öncesi iş yoğunluğumu ya hatırlamıyorum ya da bilinçaltım hatırlamak istemiyor ve umutla daha keyifli günler umut ediyor.

Fotoğrafı bulduğum link: http://www.fotocommunity.it/pc/pc/mypics/852668/display/8635170