26.6.12

Kıbrıs Tatili

Onca yere gittim de bir Kıbrıs’a gitmedim diyerek verdimkendime gazı. Erken rezervasyon çalışması ile Acapulco-Girne Otel’e Haziran başına yaptırdım rezervasyonu.

Haziran başı çok güzel bir seçimmiş. Biz gitmişiz havalar güzelleşmiş. 30 C ile başladık tatile, 1 hafta sonra 38 C ile bitirdik. Güneyde en korktuğum şey nefes aldırmayan, 40 C’lik nemli sıcaklardır. Neyse ki ona kalmadık. Deniz de çok güzeldi. Serinletmeyen Akdeniz kıvamına gelmemişti henüz.

Acapulco otel için çok güzel yemekleri olduğuna dair bilgi almıştım. Ya Güneş’in peşinde koşmaktan, ya da belki aşçı değiştiği için o kadar da memnun kalmadım yemeklerden. Ama kötü de değildi. Her şey dahil plus’mış aldığım paket. Yemekteki içtiler dahildi. Kıbrıs rakısı verdiler. Beğenerek içtik. Kahvaltıda sadece hellim peyniri yedim. Diğer peynirlerde iş yoktu, zeytinler de kötüydü malesef. Ve bir kere daha açık büfeyi hiç sevmediğimi anladım. Yıllaaar önce Ayvacık’ta kaldığım küçük oteldeki iki seçenekli alacart menü ile yemek yemeyi bin kere tercih ederim. Yaşasın hep birlikte yemek yemeye başlayabilme ihtimali. Otel binasında değil, bungalowlarda kaldık. Bungalow seçerken hedefim Güneş’i uyuttuktan sonra bahçesinde keyif yapmaktı. Fakat malesef kullanıma açık bahçe yokmuş. Aksine otel odası seçsem keyifli balkonlarından yararlanabilirmişiz. Malesef yer olmadığı için otel binasına geçemedik ve bungalowumuzun önünde sürünerek ve halimize gülerek gecelerimizi geçirdik. Otelin sahili çok güzeldi. Temiz, mis gibi, hemen derinleşmeyen bir deniz, büyük bir kumsal ve 3,5 yaşındaki Güneş’imle kayabileceğimiz kaydıraklar.. işte biz bunlar arasında mekik dokuduk. Çekirdek aile olarak gittiğimiz ilk otel tatilimizde akşam eğlencelerimiz ile otelin animasyon gösterileri ile sınırlı kaldı. Belki bundan sonraki tatillerimizde kendimizi aşabiliriz.

Bir kez Girne’ye indik. Girne güzel küçük bir sahil ilçesi. Gezmekten keyif aldık, Girne’yi sevdik ama sıcak fazla kaynaşmamıza izin vermedi. Girne limanından günübirlik mavi turlar var. Bunlardan birine katılırız diyorduk ama benim hızla nar gibi kızarmam sonucu buna cesaret edemedik. Kıbrıs kahvesinden içtik. Bana ve Cinli’ye hitap etmedi. Bizim kahvemize göre tadı hafif. Biz sert kahveciyiz.
Arkada Katedral, önündeki 700 yıllık Cümbez Ağacı ve Güneş'imle ben

Tatilin son günü günübirlik Lefkoşe, Gazi Magosa turuna katıldık. Kıbrıs’ta olduğumuzu bu tura katılınca hissettik. Eğer ki otelden hiç çıkmasak, sadece değişik şiveli Kıbrıslı Türkler sadece aklımızda kalmış olacaktı. Kurşunlanmış duvarlar, sınırlar, girilmeyen bölgeler, Venedik, Rum ve Osmanlı yapıtları ile Kıbrıs’ı daha iyi gördük. Rehberimizin verdiği bilgilerle Kıbrıs’ı hissetmeye çalıştık. Katedral’in önündeki 700 yıllık incir familyasından Cümbez ağacının altında oturduk, meyvelerinden yedik. 5 ili değil, ilçesi olduğunu öğrendik. İlçeler arası yollar bizim Ege sahil kasabaları arasındaki yollara benziyordu. Şeftali kebabı yedik, kurutulmuş meyvelerinin, yerel tatlı şarabının tadına baktık. Maraş bölgesine yakın bir yerden denize girdik.

Kıbrıs çok güzel bir ada. Çok daha da güzel olabilirmiş. ETS’nin rehberi Hamdi Bey uzun uzun, çok farklı açılardan kendince anlattı bize Kıbrıs’ı. Kıbrıs sözde bağımsız bir ülke. Ama değil. Uzaktan bir-iki şey bilip hüküm vermeye çalışmışım geçmişte. Bilgim pek azmış. Şimdi okusam etsem, her şeyi anlar çözer miyim? Hayır sanmıyorum. Ama gene de Cinli de, ben de daha çok bilgi edinmeye karar verdik Kıbrıs konusunda. Şimdilik hissettiğim, az zamanda keseceğim ahkam şu: “Kıbrıs’ta tamamen haklı olmak diye birşey yok”

24.6.12

Yeni evimiz

Yeni evimize taşınalı 4 ayı geçti. Evimiz değişti, kızımız okula başladı, işe geliş gidiş sürelerimiz normalleşti, bazı sevdiklerimize yakınlaştık ve maalesef bazı sevdiklerimize mesafemiz arttı. Ama ne iyi yaptık!
Güneş'imiz 2-3 hafta depresyona girdi. Birden altına yapmaya başladı tekrar. Bizi protesto etti. Her akşam okul çıkışında onu almayacağımızdan korktu. Sonra geleceğimize ikna oldu. Protestosunu sonlandırdı. Okulunu sevdi, arkadaşlarını sevdi ve çok büyüdü.
50 dakikalık işe gidiş ve minimum 1.5 saatlik işten eve dönüş sürem toplam 1 saate indi. Her gün yolda geçen süreden kârım 80 dakika. Her akşam Güneş'i uyuturken ben de uyuya kalıyordum, akşamlarımın %80ini kurtardım.
92'de İstanbul'a geldiğimden beri ilk defa oturulabilir balkonu olan bir evde oturuyorum. Öyle çok özlemişim ki! Bu sene İstanbul'a yaz geç geldi malum ama biz neredeyse sitedeki herkesten önce ve hızla balkon masa-sandalyemizi alıp sezonu açtık. Aşağıdaki foto da benim balkon manzaram. Lütfen maşallah deyin :)
Ve elbette tüm dostlarımızı oturmaya bekleriz...