5.10.16

Watford'lı olduk

Geçen zamanda evimizi tuttuk. Artık Watford'lıyız. Londra'nın kuzey batı ucundayız. Teras ev dedikleri 1900lerin başlarında işçiler için yapılmış yan yana sıralı evlerden birine yerleştik. 3 küçük odalı bahçeli garip bir evimiz var. İzin verin evimizi detaylı anlatayım, çünkü 1910 yapımı evimiz pek bir garip.
Salonumuz iki parça: yemek masası olan kısım ve oturma grubu olan kısım. Oturma grubu olarak 3 kişilik bir koltuk var. Ek olarak bir şömine, bir koca orta sehpa ve bir TV. Dahası da zor sığar sanırım. Giriş katında bir de sonrada eklenmiş bir mutfak var. Mutfak eskiden salonun ikinci kısmı olan yermiş ve orada da bir şömine varmış. Evimizin giriş katı bu kadar, bir tuvalet bu katta yer almıyor. Salonun ortasından çıkılan bir merdivenin solunda yatak odamız var. Adı üstünde yatak odası, odanın %80 alanını yatak kaplıyor. Bir de 2 kapılı bir gardırop var. Geri kalan alan yatağın çevresinde yürümek için. Ama bir lüksümüz var, o da çatı katına çıkan merdiven altına yerleştirilmiş olan küçük ebeveyn tuvaleti. Merdivenin diğer tarafında ise Gügü'nün odası yer alıyor. Yatağı oraya mı buraya mı koyalım diye bir soru hiç oluşmuyor. Yeri net. Bir kapılı gardırop, küçük bir masa ve küçük bir şifonyer sığıyor ek olarak. Bu odadan evin asıl banyosuna ulaşılıyor. Banyo evin en aydınlık yeri. Çatı katına çıkış da Gügü'nün odasından. Dolayısıyla evin en stratejik odası Gügü'nün elinde ve çatı odasını kendi hükümdarlığına katmış durumda. Bir de tatlı anekdot olsun, hava güzel oldukça çamaşırlarımızı bahçeye gerdiğimiz ipe seriyoruz.  
Eve taşındığımızda maalesef çok kirli idi. Eski kiracılar sanki oturdukları süre boyunca hiç temizlik yapmamışlardı. Buraya geldiğimizden beri Gügü Eylül'de okula başlasın hızla ev bulalım diye uğraşırken pek çok insan iyimser olduğumuzu ve bu kadar kısa sürede halledemeyeceğimizi (2,5 hafta) vurguladılar. Bu panikle bir Türk arkadaşa ait olan bu eve dört elle sarılmış ve pek sevinmiştik ki evin kiri ve eskiliği çok moralimizi bozdu. Doğrusu ya 6 aylık kirayı peşin vermemize rağmen tekrar rightmove web sitesinde dolandım uykularım kaçtı ve ağladığım oldu. AO beni toparladı neyse ki. Sonuç olarak bu eve yerleşeli 1 ayı geçti. Yavaş yavaş daha evimiz gibi hissediyoruz.
Geçen sürede Gügü okula başladı. Bu haftaya kadar tenefüslerde görüşemese de arada rastlaştığı ve okul çıkışında parkta oynadığı Sade'nin küçük kuşu okul arkadaşı idi ve bu Gügü'ye çok iyi geliyordu. Maalesef küçük kuş bu hafta yeni okula uçtu. Bu uçuşun haberi önden geldiğinde Gügü boncuk boncuk göz yaşı döktü. Gügü genel olarak okulundan, öğretmeninden memnun. İstanbul'daki arkadaşlarını özlese de hiç bir şeyden net şikayeti yok. Buradaki bizim için de yeni Türk arkadaşların çocuklarını çok sevdi ve hızla onları yeni arkadaşları olarak benimsedi. Çok uyumlu tatlı bir kızım var. Gügü kaldığı yerden ilkokul 3. sınıftan okuluna devam ediyor. Sınıfında bir asıl öğretmeni bir de yardımcı öğretmeni var. İngilizcesi az olmasına rağmen ara bir dönem tanımlamadan direk sınıfa normal eğitim içine aldılar. Öğretmenler onun gibi az İngilizce bilenlere özel ilgi gösterip destek oluyorlar. 4-5 haftanın sonunda sınıfında bir Türk çocuk daha olduğunu öğrendik. Okul profili ilginç. İngilizler azınlıkta olabilirler. Polonyalılar, Arnavutlar, Romanyalılar, Hintliler ve Pakistanlılar çoğunlukta. Az sayıda da Türk var. Siyahilerle ilgili atıp tutan Gügü için bu karışım iyi oldu. Artık insanları dış görünüme göre değerlendirerek abuk subuk konuşmuyor. Okul parasız. Ek okul dışı aktiviteler (Bizdeki spor, enstrüman kursları gibi) ve 3. sınıftan itibaren öğlen yemekleri ücretli. (2.10 Pound/gün)
Burada geçen zamanda korktuğumuz gibi İngilizcemizin ne kadar zayıf olduğunu anladık ve tahmin ediyor olmamıza rağmen moralimiz bozuldu. Bazı insanları çok iyi anlarken bazılarını hiç anlayamıyoruz. Telefonda konuşmak ise daha zor. Doğrusu çevremiz de bizimle konuşmaya meraklı insanlarla dolup taşmıyor. Bu nedenle azimle bu konuda yol almaya çalışıyoruz. Watford Women's Centre'da bir dil kurdu bulduk. Haftada bir gün 2 saat ESOL 3 kursuna gidiyoruz. AO sınıfımızın tek erkeği. Bu güzel oldu bize. Sınıfımız da bir dünya haritası gibi Japonya, Tayvan, Polonya, Arnavutluk, Brezilya, Kolombiya, İtalya, Fransa, İran ve Türkiye'den öğrenciler var. Aklımda kalanlar bunlar. Keyifli. Aynı merkezde bir de dikiş kursu buldum kendime. Ve ilginç ama böylece bir İngiliz arkadaşım oldu. Hem de İngiltere İngilizi :) Ama öğretmenimiz İngiliz değil :)
Bunun dışında ben buradaki Türk kız arkadaşlarımla haftada bir zumbaya yakındaki kiliseye gidiyorum. Ne ilginç değil mi?! Camiye zumbaya gittiğinizi hayal edebiliyor musunuz?
Gügü'nün aktiviteleri daha fazla: Haftada bir müzikal tiyatroya, beaver'lara (bir nevi yavru kurt) gidiyor. Yarın brownie'lere katılıp deneyecek. Bu da kilise de. Bir nevi dişi yavru kurtlar. Ayrıca okulda keman derslerine başlıyor olacak. Sanırım yakında onu İngilizce dersiyle de takviye ediyor olacağız.
AO ise sadece İngilizce dersine gidiyor şimdilik.
Bana bisiklet aldık 10 Pound'a. Ama şu anda tamirde ve 60-70 Pound'a kadar da tamirciye vereceğiz. Yakında tüm aile bisikletleniriz diye umuyorum. Yamulduk her yere yürümekten.
Burada araba fiyatları çok uygun. Ama henüz araba almaya cesaret edemedik.
Yemek konusunda sorunumuz yok. Manav reyonlarında ürün çeşitliliği zengin. Tabii ki TR'dekine göre pahalı. Bira, şarap daha ucuz. Henüz uygun fiyata rakı almanın yolunu bulamadık. Türk bakkalı bulmak kolay. Türk çayı, kahvesi, çay bardağı ve rakı buradaki Türkler için gözde ürünler. İnanılmaz bir hazır yemek alışkanlığı var. Bizim sadece kıyafet satan yerler olarak bildiğimiz Marks&Spencer'lar burada zengin bir supermarket aynı zamanda. Zilyon çeşit de mikrodalgada ısıt ve ye türü yemek satılıyor. Doğrusu bir kısmı gerçekten de iştahımı kabartıyor.
Burada Decathlon ve İkea bir takım alışverişlerim için bana iyi geldi. Ama özlediğim mağazalar var: C&A, LCWaikiki, Koton, Paşabahçe, English Home gibi. TR'ye gidince buralara mutlaka uğrayacağım.
İş konusunda henüz iyi bir haberim yok. Aslında artık bayağı bir ülkeye yerleştik ve önümüzdeki asıl konumuz bu. Ben ServiceNow çalışıyorum. Umarım ekmeğimi bu üründen yemeyi başaracağım çok yakında. Niyeyse 2 aya hallolacak bu işi diye düşünüyorum. Öyle olursa harika olur.
Gün içinde etrafta dolaşırken bunu da sudabalık'a yazayım dediğim pek çok şey oluyor. Ama sanırım çoğunu hatırlayamadım şimdi. Artık hatırladıkça diyelim.